23 Eylül 2013 Pazartesi

Bir sigara içimi...














ksb


Bir sigara içimi gecelerin kelebek dokunuşlarında ne oluyorsa o anda olur. Geleceğe yaymadan, hesap kitap yapmadan, kendine benzetmeye çalışmadan, kariyerine bakmadan, gördüğün kadarıyla, dokunduğun kadarıyla bİrlikte olursun. Ne alacağInı bilirsin ne de vereceğİni bilirsin.
O anda tanışırsın, o anda karar verirsin, üzerine elbiseler dikmezsin, yarın ne yapacağını düşünmezsiin, o anda aldığın keyif sana yeter, muhasebe dersine girmezsin…





Geleceğe ve topluma, kendine yakıştırdığı anlama, yapmaması gerekenlere sıkı sıkı bağlı olanlara bir gecelik dokunuşlar yetmez. Aslında hep merak ederler, bir kaç defa da deneyip keyif alıp kendilerinden koırkmuşlardır ve gecelik ilişkilere lanetle bakarlar. Koca hayatlarına bir gecede yaşanacak dokunuşların toplamını ekleyemeden düzeyli ilişkiler yaşarlar. Ve merhabadan sonra sevişenleri taşlarlar…





Kaç merhaba gerekir sana bakan gözleri görmek için ?





Bİr sigara içimi gecelerde tanıdığın insanlar hayatında kalır. Canı sigara içmek isterse bilir ki sonuna kadar dokunacağı biri vardIr. Onca anlamın, onca sözün, onca kararın olmadığı bir geceye nelerin sığabileceğini yaşamıştır. Ne sevgilisinin ne de aşkının yanında o kadar rahat, o kadar kendi olamamıştır. Bir gecelik mutluluklar düzeni korkurtur. O kadar gereksiz şey biriktirip, apoletleri yüreğine asıp, kendini aynada kaybedip,
başkaları kadar yaşayanların sistemini çökertir bir gecelik dokunuşlar. Bir şeyin değerli olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmiştir. Bir şeyin anlamlı olması için çok şeyler alması gerekir. O nedenle bir sigara içimi geceleri yaşayanlara, bir dokunuşa hasret hayatlarIndan zayıflık olarak bakarlar. AslInda hepsi bir gece yaşamıştır ve tanımadıkları kendilerinden korkmuşlardır…






Onun için sevgilileriyle rahat sevişemezler. O geceyi yaşadığı ya da hayal ettiği anlaşılır diye korkarlar. Orgazm olmadan kaç çocuk doğurduklarını unutmuşlardır. Kendini kimseye sonuna kadar vermemesi gerektiğini biliyordur. Yapmaması gerekenleri sonuna kadar yapmak istese de yapmaması gerektiğini bİliyordur. Bu hayatta her şeyin bir planı vardır. Atılması gereken adımlar bellidir. Kendini tanımadan kendine uygun, aİlesini tanımadan ailesine uygun, çevresini tanımadan çevresine uygun, vücudunu tanımadan vücuduna uygun, parasını tanımadan parasına uygun, geleceği bİlmeden geleceğine uygun, son noktanın vurulacağı anı bİlmeden hayatına uygun birisiyle birlikte olması gerektiği için bir geceye onları sığdıramaz. Kaç yaşındayım, bu güne kadar kendime uygun olduğunu dÜşündüğüm kaç ilişkiyi öldürdüm diye düşünmez, çÜnkü o mükemmeldir, yapılması gerekenleri yapmıştır ama salak olan karşı taraf anlamamıştır. Ve o kadar şansızdIr kİ karşısına hep salaklar çıkmıştIr…






Kendine dokunmadıktan sonra bir sigara içimi gecede başkasına dokunsan ne olur ? İncilerin dökülür, toplamazsın. Hayatı sonsuz zannederek yaşayanlar hiç kimseye yetişemezler. Bitmeyeceğine inandıkları önceliklerine güvenceyi, kariyerı, sıfırları, malikaneleri, yüz kilometreye kaç saniyeleri, geleceği koyarlar ama madem bitmeyecek gibi yaşıyorsun o zaman gelecekte gelmeyecek. Çocuklar büyüklerinin gelmesini cama yapışarak beklerler ama büyüğü çocuğun geleceği için çalıştığı için bugünde onu görmez ve gelecek gelirse çocuk da büyümüş olur. Camda bekleyen çocuk büyür, öğrendiği gibi yaşar, o da cama yapışık bir çocuk büyütür, geleceğini güvence altına almak için…






Kendine dokunmayan, kendini sevmeyen başkasına nasıl dokunsun, sevsin. Hayat, gerekenleri yapınca mı hayat olur, derin bir nefes alınca mı? Kuralları kim koyar ? Ya da kuralları yapanlara mı, onları hayatlarının baş köşesine koyanlara mı kızmalI ? Elli yaşında, bir an için koşmaktan vazgeçip durduğunda yanında, arkanda neler görürsün ? Biriktirdİklerinin kabı delikse ve düşürdüklerinden kimse seni takip etmiyorsa nereye bakarsIn ?






Kendine bir insan belİrlersin, onun peşİnden gidersin, başka bir şey görmezsin, onun için kendinden, apoletindeki sırmadan vazgeçersİn,
onun gidebileceği yerin muavini olursun…






Bir sigara içimi gecelerin kelebek dokunuşlarında ne oluyorsa o anda olur. Geleceğe yaymadan, hesap kitap yapmadan, kendine benzetmeye çalışmadan, kariyerine bakmadan, gördüğün kadarıyla, dokunduğun kadarıyla bİrlikte olursun. Ne alacağInı bilirsin ne de vereceğİni bilirsin.
O anda tanışırsın, o anda karar verirsin, üzerine elbiseler dikmezsin, yarın ne yapacağını düşünmezsiin, o anda aldığın keyif sana yeter, muhasebe dersine girmezsin…






Kimsin ?






Sevişin gitsin…




24.09.2013

Boşluktayım.


Derin mavinin dibinde karanlık bir noktayım. Daha derinlere, kendime doğru düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın mengenesinde duruyorum.
Yüreğimde mengene izleri kendime doğru düşüyorum. Bir sigara yakıyorum, ruhumdaki deliklerden üflüyorum. Derinlere, yalnızlığın kendine dokunduğu lacivertlere düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın idamlarında sallanıyorum. Ben kendim kadar, insanlar kendileri kadar, hayat geldiği kadar mantramı unuttuğumu hatırlıyorum. En dip derin karanlığa düşüp, kendime dokunup, yeniden kendim kadar nefes almanın yalnız ve inatçı mumluğuna düşüyorum…





Kendin kadarını sevemeyenlerin bahçesinde yabani otlar gibi yakılıyorum. Yeniden çiçek açıp, bahçenin düzenine yakışmam için sulanıyorum. Bahçedeki kalabalığa benzeyip, çitlerle çevrilmiş güvenli alanda gerekenleri yapıp, çiçekliğini ziyaretçilere sunup, düzenin içinde bÜyüyüp, bahçenin düzeninde önemli bİr yerde kendini sergİlemenin heyecanlarına zerk ediliyorum…

Boşluktayım ama kendi boşluğumdayım. YalnIzım ama kendi yalnızlığımdayım. Hiçlikteyim ama kendi hiçliğimdeyim. Yanıyorum ama ateşi kendim yakıyorum. Yokluktayım ama kendi yokluğumu kendim yaratıyorum. Düşlerdeyim ama kendİ düşümü kendim çiziyorum. Düşüyorum ama kendimi itiyorum. Düzen içindeki halim idama mahkum oluyor ama kalemi kendim kırıyorum. Topluma dokunmuyorum ama kendime delİler gibi dokunuyorum.Tensiz yürüyorum ama derimi kendim yüzüp tavanarasına katlıyorum. Yüreksiz dolaşıyorum ama yüreğimi kendim söküp çekmecesine kilitliyorum.





Kendine yakıştırıp sevdiklerine yakıştıramayanlardayım. Rodin gibi taşın fazlasını alanlardayım. Düzenin içindeki rengi farkedip karaya boyayanlardayım. Gerçeğe dokunmayı unutup, yaılnızlığı taç yapıp,
tanımadığı bir dünya yaratıp heyecanlı mutluluklar sunan sanallardayım.
Kendini bir köşede bırakıp, başkaları kadar yaşayan, başkalarının gittiği yerlere kadar giden, başkalarına yetişip kendinin yanından geçenlerdeyim. Otomatik mesajlardayım…






İki yalnızın, yalnızlar meyhanesinde oturup, hesabı ödeyip, sokağa çıktığında birisinin kolunda sevdiği diğerinin kolunda yalnızlığı olan hikayenin neresindeyim ? Kim kadar yaşayınca kim kadar ölenlerin cenazesinde miyim ? Bir harfi çok görenlerin cümlesinde miyim ?
Yazarların gerçek işlerinde miyim ? Bir arabanın yüz kilomeye ulaştığı saniyede miyim ? Otomatik mesajların, tanımadıklara kurulan cümlelerin,
şarkılı günaydınların yazılmamış kelİmelerinde miyim ? Bir görünüp bir görünmeyen bedenimin kanepeye bıraktığı silik izlerin bir telefonla silinip uçarak uzaklaştığı gecelerde miyim ? İskelede unutulan kara bir çanta mıyım ? Kiralık kasaların ortasında satılık olan mıyım ? Bir yıl ömrü kalan kelebek miyim ? Kendine yakıştırıp sevdiklerine yakıştırılamayan takım elbiselerde miyim ?..



Boşluktayım.




Derin mavinin dibinde karanlık bir noktayım. Daha derinlere, kendime doğru düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın mengenesinde duruyorum.
Yüreğimde mengene izleri kendime doğru düşüyorum. Bir sigara yakıyorum, ruhumdaki deliklerden üflüyorum. Derinlere, yalnızlığın kendine dokunduğu lacivertlere düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın idamlarında sallanıyorum. Ben kendim kadar, insanlar kendileri kadar, hayat geldiği kadar mantramı unuttuğumu hatırlıyorum. En dip derin karanlığa düşüp, kendime dokunup, yeniden kendim kadar nefes almanın yalnız ve inatçı mumluğuna düşüyorum…





Sevdiğinizi sever misiniz ? O bir adım attığında siz de atar mısınız yoksa kendinize bir adım çekilİp yeni bir adım atmasını mı beklersiniz ? Kendinizden bir kaç gram keser misiniz ?  Büyüttüğünüz yalnızlığınızın arasIna sevdİğinizi sıkıştırır mısInız ? Renkli kalpler dünyasındaki mutluluğa bir saniyede konup, heyecanlı mutlulukların keyfini cenazede yaşayıp, işte hayat budur, ne tenin ne kokun, ne bakışın ne de yüreğin renkli kalplerin yanına bile yaklaşamaz uzaklığında mıyız ?





Budur.
Hayat budur. Rakamların arasında harflerin görünmediği, deli aşkların güvenli geleceklerin ipinde boğulduğu, bir güzel cümle kurmak için kalabalIğın gerektİği, yüreğinde yazanın değilde kartviziitinde yazanın muteber olduğu, sevgisini gösterebilmen için yıllar gerektiği ama anında sevilmek istendiği bir hayatın tam ortasına sıçıp, sİfonu çekip, kendine dokunup, katlanma katsayına rakılar ekleyip, bir bakışı, bir dokunuşu, bir satırı anlamayanların çitlerinden atlayıp, yalnIzlığa düşüp, kendinle sevişip, kendine şiirler yazıp, başkalarıyla sevişİp kendinle uyanıp, Istanbul erkeği olup düzenli, hatasız, önemli, edeplİi nefeslerden uzak durup, ahlaksız ama gerçekten ohhh diyen gecelerde dolaşıp, derinine dokunabİlen sabahlarda uyanıp, biriktİrdİklerinin reposunu bozamayanlardan kredi almayıp bir sigara yakacaksın, insanları mutluluk oyunlarında bırakacaksın ve kendi güzelliğinin farkında olacaksın, unutturmaya çalışanların tam ortasında…






Aynada gördüğünü tanıyor musun ?



23.09.2013

19 Eylül 2013 Perşembe

Kül
















 



byFE

 


Beni her anlamadığında benden bir nefes çekiyorsun, bir sigara gibi yanıyorum, yüreğim külleniyor, yere doğru uzanıyor, toprağa bile düşemeden dağılıyor. YalnızlığInın alışkanlığıyla benimle yaşadığında
kül tablasına bastırılan, senin kıvrıldığın boynum kırılıyor…






Küçükken dinlediğin ve unuttuğun masallar gibi, göster pipini günlerinden kalan utanç gibi, kan kardeşine yetişemediğin günler gibi,
babanın iş yerinin kapısının üzerine asılmış küçücük ayakkabalar gibi, en sevdiğİn misketinin üzerine göz yaşının düşmesi gibi, duvarın üzerine oturup çekirdek çitlemek gibi, pasonu onsekiz yapıp kahveye girmek gibi, saklambaçta kurt olup sevdiğini kurtarmak gibi, vapura binerken içinden geçtiğin çocuk köprüsü gibi, tramvay müzesinde kaybolmak gibi, göztepe den faytona binmek gibi, şifa yokuşunun dibindeki kahya gibi, kalamıştaki ev teknesinde yanan kaptan gibi, köhnenin tahta masalarına düşen yapraklar gibi, fenerbahçe plajının girişindeki kiralık mayolar gibi, kızıltoprağa demir atmış motorsikletli artist polis gibi, elvan gazozunu lıkır lıkır içmek gibi, taka takayla kemiğini dövmek gibi, karanlıktan korkmak gibi geçmişte kalmamızı istemiyorum.
Bugünde yaşamak, bugünde seninle yaşamak, bugünde seninle mutlu olmak istiyorum. Dün ile yarının, ihtiyarlığı ya da doğmamışlığında değil, bugünde aşkımızı yaşamak istiyorum…



Senin yalnızlığının içindeki yangına elimdeki benzin variliyle birlikte koşarak girip, kendimle birliktede olsa yalnızlığını yakmak istiyorum.
Geriye ben bile kalmasam seni yalnızlığından kurtarmak istiyorum.
Yalnızlığını sıyırıp, seni sana bırakıp, kendinle büyümeni, çoşmanı, uçmanı, kendİnin dibine varmanı istiyorum. Benden sonra bile dlsa mutlu olmanı istiyorum. Önemli olan ben değilim, ben yeterinden fazla hayatın içinde deliler gibi koşturdum, yaşanmamış, yaşanamayacak hayatlara tur bindirdim. Aşkı, sevdayı, ahlaksızlığı, duygusallığı, sınırları delip geçmeyi, girilmeyecek sokaklardan caddelere kelimelerle çıkmayı, şehirlerden küçük kasabara bütün evleri dolaşmayı, ağır yaralı yüreklerin içinde nefes olmayı, bakılamayacak gözlerin derininde oturmayı, tutulamayacak ellerin terinde solumayı, kendim kadar yürümeyi, dokunmayı, anlamayı, bilmeyi, unutmayı, hatırlamayı, silmeyi, yeniden çizmeyi, hayatı dibine kadar yaşadıım. İstiyorum ki sen de kendin kadar yaşa, sen de kendin kadar anla, sen de kendin kadar nefes al, sen de kendin kadar koş…






Bir ömür boyu dost olacaktık. Hayatın içindeki her halimizi paylaşacaktık. Senin gözlerinden yaş aktığında benim yanağıma düşecekti. Benim kahkahalarım senin yüreğine denk gelecekti. Sabahlara kadar oturup birbirimize bizi anlamayan sevgililerimizi anlatacaktık. telefonda ses tonunun anlamını farkedip birbirimizin yanına koşacaktık. Bu hayat çekilmez, herkes salak, katlanmak istemiyorum diye düşündüğümüzde gözlerimizi görüp birbirimize umut olacaktık, hiç bir zaman için kendimizi yalnız hissetmeyecektik, birbirimize sarıldığımızda bütün yorgunluklarımızı terk edecektik, gözlerimiz farkında olmadan derinlere daldığında benim farketmediğimi sen, senin farketmediğini ben farkedecektik, karanlıklarımızın içine birer inatçı mum olacaktık. Yaralarımızın üzerine büyülü şifalar sunacaktık. Kimler gelirse gelsin, kimler giderse gitsin, biz yine yanyana olacaktık. Hayatın hiç bir sürprizi aramıza giremeyecekti. Birlikte çoğalıp, birlikte yaşlanacaktık…


Biz, bu güzelliklerden, bu anlamlardan vazgeçtik. Daha güzelini, daha anlamlısını yaşamayı seçtik. Daha doğrusu kendimizi birbirimİzin yüreklerinde bulduk…






Yalnızlık paylasılır, İki yalnız birbirinin yalnızlığına dokunmadan aylarca aynı evde yaşayabilir ama sevgililerse en azından birisi yalnız değildir.
O zaman yalnızlık paylaşılamaz. Tam tersine yalnız olmayana tarifsiz acılar yaşatır. Sevdiğinin yalnIzlIğı onu yakıp kavurur. Yalnız olmayan, yalnız olanın derinine inip, elini tutup birlikte su yüzüne çıkmak ister. Aslında bu büyük bir risktir. Çünkü yalnIz olanda daha o derinliğine inmemiştir. Çözmenİn cazibesi ve mükemmelliği kadar çıkan sonucun acıtıcılığıda vardır. Yalnızken, tek başınayken karar verip atlayamadığın bilinmezliğine, yüreğini acıtanlara, seni eksİk bırakanlara ve öylece yaşarken günün birinde birisi çıkagelİr ve birlİkte atlayalım der ve o anda yalnızlık daha da güzelleşebİlir…






Sevdin mi, gerçekten sevdin mi bütün kapıların açılır. Alışık olmadığın için ceryanda kalırsın, her tarafın tutulur. Yalnızlığa alıştIn mı ondan ayrılmak zor olur. Senin için kocaman olan adımlar, karşı taraf için farkedilmez olur. O zaten o adımları koşarak geçmiş, aşka sarılmış, tek vücut olmuş, hayatın sonunu bile görmüştür. Onun için aceleci olur, yarın ölecekmiş gibi yaşamak ister ve her seferinde yalnızlık duvarına çarparak yürek üstü yere düşer. Eğer inatçıysa her iki taraf içinde yorucu günler bitmek bilmez. İnatçı değilse her iki tarafda fazla yorulmaz, benden bu kadar, senin duvarlarIna çarpmaktan salak oldum, hiç bir kelimem gerçek anlamıyla kulağına ulaşamıyor senin savunmalarına çarpıyor, hiç bir sözüm gerçek anlamıyla sana ulaşamıyor senin biriktirdiklerine çarpıyor, ne kendimi sana ne de seni sana anlatamıyorum, hatta tam tersini düşünmeni yaşatıyorum. Her sözüm eleştiri, her kelimem ağzına sıçmak oluyor. Aslında ben ve sen bu dünyadaki nadir iyi insanlardan ikisiyiz. Dost olsaydık ömürler boyu bir sevgiliye bile ihtiyaç hissetmeden hayatın güzelliklerini paylaşabilirdik. Birbirimize yeterdik. Ama sevgili olduk, hayatın tam ortasına iki yürek düştük. Artık yerden kalkıp mutluluğumuzla koşmak hakkımız ama yalnızlığını yarıp derinine dokunamıyorum. Ne seni ne de beni bir saniye bile yormak istemiyor ve göz yaşlarıma aldırmadan gidiyorum…





Niçin en çok sevdiğimizi en çok acıtırız ? Niçin en sevdiğimiz bizi en çok anlamaz ? Niçin en çok sevdiğimize bir gram sabrımız yoktur ? Sıradanlara yıllar boyu katlanırken niçin en çok sevdiğimizin bir anlık yanlışı dünyalarımızı karartır ? Soru işaretlerinin sonu yok. Adı üzerinde,
en çok sevdiğin, en çok gördüğün, en çok hissettiğin, en çok özlediğin, en çok sarıldığın, en çok birlikte ölmek istediğin… Bir insan bir insandan başkasını göremeyecek kadar o insan olduysa, artık bütün dünyanın güzellikleri, iyilikleri, mutlulukları, acıları, suçlarıda onun olur. Sağlıklı bir bakış mıdır ? Aşk, bir diyet değildir, sonuna kadar birbİrini yiyip kilo almamaktır…





Bütün harflerim biraraya geldiğinde adını yazıyor, bütün kelimelerim adının üzerine yemin ediyor, bütün cümlelerim adın kadar ediyor, bütün noktaların gizinde, üzerinde, içinde adın yazıyor, bütün nokta noktalar sadece adın yazınca doluyor, bütün üç nokta yanyanaların sonsuzluğu sana kadar gidiyor, bir de benİ düşün…





Beni her anlamadığında benden bir nefes çekiyorsun, bir sigara gibi yanıyorum, yüreğim külleniyor, yere doğru uzanıyor, toprağa bile düşemeden dağılıyor. YalnızlığInın alışkanlığıyla benimle yaşadığında
kül tablasına bastırılan, senin kıvrıldığın boynum kırılıyor…




Seni Seviyorum…



20.09.2013

Gidiyorum





 

ksb


Gidiyorum




Ela gözlerim sensiz ışıldamaz, bensiz bakmaz dedikten sonra üzerinden yıllar geçti. Ağır ağır, acı yorgun, yalnız kalabalık, loş geceli flu sabahlı, mektuplu pullu, dingin azgın, rakılı alfabeli, aslında eskisi gibi ve üzerinden yıllar geçti. Aslında bazen bir gün bile bir yıldan uzundu, anlamlıydı, aşktı, tendi, bakıştı, dalıştı, özlemdi, uyurken seyredişti, gözlerinde büyümekti, yüreğinde çoğalmaktı ve yıllar geçti.





Geldiği yere, terk ettiği yere, vedalaştığı yere, kalabalığın içindeki yalnızlığına geri döndü ve ilk değildi, son mu belli değildi. A dan başladı, ben döndüm telefonlarını etti, buluştular, alışıktılar. Gidip gelmekten bıkmadın mı dedi birisi, sadece bakması yetti ve konuşma başka dokunuşlara doğru ilerledi. O odadan diğerine, gecelerin ahlaksızlığında sabahın kibarlığında, denız kıyısı dalgalarında, öğlen rakılarında, merhaba sonrası çarşaflarında, gün batımı gruplarında, evli dostlarının kaçamaklarında, göz yaşlarına mendil olup tenine hafif yorgan oluşlarda, sabaha ulaşamayan gecelerde, tanımadık sokaklara adım atışlarda, küçük kıyı kasabası akşamlarında, bir gecelik dokunuşun şaşırtan anlamlarında, sen bu sun sözlerinin ona kadar gelemeyişlerinde yaşadı, alışıktı, çift taraflı mont gibiydi…




Bir yıl…




Sigarası ağzındayken kahvesini yudumladı. Birbirinin en uzağı olan iki hayatı, nasıl bir hayata sığdırdığına şaşırmadan bir sigara daha yaktı. Biraz sonra Hüseyin in gelecek olması paketin içindeki yalnız sigarayı rahatlattı. Bir rakı bir de yazmak bu sigarayı azdırıyor diye yazdı. Aslında an dı ama bilinen geleceklere tavdı. Belirsizliğin içinde yaşardı ama bakmasını bilene en bilinendi. Sorusuz cevaptı, açıılmadan okunan mektuptu, çözülmemiş bulmacaların eksik kalan son kelimesiydi, kışın göbeğinde odalara açan güneşti ve pencereyi açınca bulutlara kaçan geceydi, an dı, yirmi yıl öncede an dı ve hala yanında durup yine an dı, yanında yokken bile yanında olacağı bilinendi, mengenenin orta çizgisinde kaldığında yürek koluydu, yetişirdi, bütün kalabalığına yetişirdi, o şehirden diğer odaya, çocuktan yaşlıya, tabi ki kadına, sıradandan muhteşeme, kahveden rakıya bulunmaz hint kumaşı değildi, mahmutpaşaydı…





Bir yıl…





Yalnızlığın armağan ettiği güçle, ilişkisi bile olsa yalnız kararlar almaktan çekinmezdi. Ben onun için yalnızlığımı terk ettim, ben ne dersem o olur diye bile düşünmezdi, isterdi, karar alırdı, yapardı ve peşinden gelinmesi gayet doğaldı. Uzun yalnızlıktan sonra içine düşülen ilişkilerde, yalnızlığın kolaylığı insanı terk etmez. Her gece sarılarak yatsa bile sabaha yalnız yatmış gibi kalkar ve yanında yatan sevgilisini görünce bu da kim diye korkar. Yalnızlık gerçekten güzeldir. Hele aralara keyifli kaçamaklar serpiştirdin mi inanılmazdır. İlişkisi yıllarca sürse bile hala yalnızmış gibi yaşayan insanlar etrafımızda dolaşır ve bu onlar için doğa kadar doğaldır. Diğeri, yani bir ilİşki yaşadığını düşünen, durmadan anlatmaya çalışır, güzellikler yaparak çaktırmadan alıştırmaya çalışır ve sonunda bıkar, kabullenir. O gün şunu duyar, “sen benimleyken yalnızmışsın gibi yaşıyorsun”. Boş boş baktıktan sonra ağzından şu cümle çıkar, “sen öyle istiyorsun sandım hayatım”. Ve şunu duyar,
“nerden çıkartıyorsun böyle saçma cümleleri”.





Kadını anlamak zordur der erkekler,
bir de yalnızlığına alışmış bir kadına dokunsunlar bakalım…





Sürekli konuşuyorlardı. Kelimelerine yular takmayı sevmezdi. Ilk yazıldığı gibi konuşurdu. Beyaz derdi, canım beyaz dedin derdi, o da beyaz dedim ama o beyaz değil derdi. Söylediğinin ne anlama geldiğini düşünmezdi, çünkü onun söylediğiydi. Yalnızken de aynı cümleyi kurardı ama kimse öyle anlamazdı. Yalnız bir kadını sevmek istilorsanız ona önce bir sevgili bulun, ayrılmasını bekleyin, ayrıldığı gün karşısına çıkıp sevgili olun. Üzerinden biraz yalnızlık kokusu dağılmış olur belki siz de aradan sızabilirsiniz…





Bir yıl…




Ben gideceğim dedi. Madem gidecektin neden bu kadar derinlere daldık, sığlıklarda keyifle yaşardık dedi. Hemen gitmeyeceğim ki, ayrıca bu benim önceden aldığım bir karar ve yapmayı, hayatıma bu deneyimi eklemeyi hep istemişimdir dedi. İstemen kadar doğal bir şey yok ki, ama bunu istediğinde iki kişi değildin dedi garibim. Zaten daha bir yıl var, hem yarın ölmeyeceğim ne malum, hani sen anı severdin… Ölüp ölmeyeceğimiz belli değil ama bir yıl sonra belli… Boşver şiimdi bunları, o gün geldiğinde konuşuruz… Sıradan olurduk, kendimizi bu kadar yormazdık, keyfimize bakardık, her günümüz üzerimizde aşk deliliği olmadan eğlenerek geçerdi, kendilerimizi yontmak zorunda kalmazdık… Boşver, daha bir yıl var, o gün geldiğinde konuşuruz…






Yalnızlığın ilizyonlarında keyifle yaşarken, rahat rahat osurmanın rahatlığını yaşarken, kocaman yatağına kendini bile zor sığdırırken, her kararınızın, her düşüncenizin doğru olduğuna eminken, konuşmayı unutmuş tuşlarla eğlenirken, kendi yalnızlığının içine, dokunmadan çok iyi, anlamlı, değerli insanlar yerleştirmişken, yer bildirimlerinde yanına başka isim yazma ihtiyacı hissetmezken ve mutlu bir hayatın olduğuna inanırken bir insan niçin sokağa çıkar? Hadi çıktı diyelim, niye hala içerdeymiş gibi yaşar? Gereksiz sorular, cevap almaya değmeyecek sorular sormayın. Eğer bir yalnızla birlikteyseniz kendi bildiğiniz gibi yaşayın. Ne onu yorun ne de kendinizi. Bu da ona yetmeyecektir, senden bir ilişkide gİbi yaşamanı isteyecektir, aldırmayın. Ne yapsarsanız yapın hiç bir anlamı olmayacaktır, taa ki yalnız olmadığını anlayana kadar. Bunun da kısa bir sürede ya da olacağına inanarak kendinizi yormayın.Yalnızlık güzeldir ve ondan ayrılmak kolay değildir. İllaki bir ilişki yaşamak istiyorsanız, karşınızdaki insandan yalnızlık takvimini isteyin ve yanyana duran y leri çoksa uzayın.





Ela gözlerim sensiz ışıldamaz, bensiz bakmaz dedikten sonra üzerinden yıllar geçti. Ağır ağır, acı yorgun, yalnız kalabalık, loş geceli flu sabahlı, mektuplu pullu, dingin azgın, rakılı alfabeli, aslında eskisi gibi ve üzerinden yıllar geçti. Aslında bazen bir gün bile bir yıldan uzundu, anlamlıydı, aşktı, tendi, bakıştı, dalıştı, özlemdi, uyurken seyredişti, gözlerinde büyümekti, yüreğinde çoğalmaktı ve yıllar geçti.






Bir gün, otlu keklerin kokusu arasından güneşi doğurduğun bir gün,
kocaman yatağına sığmadığın bir gün, kolunu sola doğru attığında üzerine düştüğü daha kocaman boşluğun acıttığı bir gün, tavana asılı duran ela gözlerin ışığını düğmeye basıp açtığın bir gün hayat çok uzakta olacak ama bir rüzgar gibi geçecek. Kalkacaksın, duşunu alacaksın, sigaranı yakacaksın, gömleğini giyeceksin ve gitmen gerekene gideceksin, dünyanın şehirlerine dokunup gelişeceksin ve hayat her zaman ki gibi devam edecek…






Kendin kadar olduktan sonra gerisi teferruat bile değildİr…






Yaşayın gitsin !




19.09.2013

18 Eylül 2013 Çarşamba

Hayatın iki ucu

 

 









ksb


Hayatın iki ucu





Sevmesini unutmuşlardı. Gidebildikleri kadar gidiyorlar ve kalmadan geri dönüyorlardı. Iki uçtaydılar ve aralarında sonsuz kelime boşlukları vardı.
Birbirlerinin farkında olmadan, görseler bile farketmeyecek kadar, kendi hayatlarının içinde yaşıyorlardı.




Akla karadan bile uzaktılar, birbİrlerine tuzaktIlar. Biri hayatın giriilmeyecek sokaklarında dolaşırken diğeri başka alemin uzaktan ama samimi, tanımadık ama mutluluk verici sokaklarında dolaşıyordu. Ikisi de bir şekilde vazgeçmişti. Biri yalnız kalabalığI diğeri sadeliği seçmişti.





Birileri kırmıştı, eksik bırakmıştı, zamansız ve anlamı imkansız gitmişti, yetmemişti, onun kadar olamamıştı, biriktirdiklerine dokunamamıştı, yapması gerekenlerden kendine kendi kalmamıştı, yalnızlığıa alışmıştı, evinin içinde başka bir nefes duymayı ardında bırakmıştı, doğruları ile yaşarken başkalarını üzmemesi gerekiyordu, kendi kadar yaşarsa sevdiklerini kırması gerekebilirdi ve sustu…
Yalnızlığa çekildi, kendine uzak ama içinde varolacağı, samimi ve iyi ama hayatında olmayacağı, keyifli ve mutlu ama bir tuşla yok olacak kadar güvenli, sokağa çıkıp paylaşacağına oturduğu yerden, dokunmadan, hayatına almadan ama hayatını kaplayacaık kadar, yalnIzlığını unutturacak, eksiklerini bir beğeni ile kapatacak, tanımadığı kısa kelimelerle mutluluk verecek bir dünya yarattı ve yeti…




İster çıkmaz ister dipsiz sokak çocuğuydu. Kimsenin girmedİği odalarda dolaşırdı. Kimsenin dokunmadığı yaralarda soluk alırdı. Bir telefon kadar yakındı, hayat kadar uzaktı. Kalabalığın tam ortasında yalnızlığına dokundurmadan yaşardı. Geceleri sabaha ulaşamadan gece olurdu. Aşkı neredeyse çocukluğunda bırakıp, dost sevgililerinden bir hayat yaratıp, rakının katlanma katsayısını çoğaltan anosonuna sarılıp, sadece mutsuzluk anında görünen gül cemali ile kalabalağın tam ortasında yalnızlığı kucağında kendi kadar yürürdü.




Uzaktılar, alIştıkları hayata tuzaktılar…




Sistemdi, delendi… Markaydı, isimsizdi… Düzendi, isyandı… Güvendi, rahattı… Yaşardı, bıkmıştı… Umudu vardı, terk etmişti… Toplumdu, kendiydi… Beyazdı, zifiriydi… Gelecekti, an dı… Ciğerciydi, sokakdı…
Akıllı telefondu, daktiloydu… RakamdI, harfdi… Güzeldi, yakışıklIydı…
Aileydi, insandı… Siteydi, ara çıkmazdI… Yaşardı, katlanırdı… Sadeydi, kalabalIktı… Club dı, salaştı… Doğruydu, arayandı… Bİlendi, çözendi…
Mükemmeldi, sıradandı… Bilmezdi, unutmuştu… Gizliydİ, aleniydi…
Ketumdu, cıvıktı… Sevgiydi, aşktı… Mohitoydu, rakıydı… İnsandı, insandı… Hayattı, arafdı… İmkansızdı, imkansızı severdi… Kıyıydı, dalgaydı… Simit atandı, martıydı… Köklüydü, rüzgardı… Zamandı, yelkovansızdı… Akıllıydı, deliydi… Gülen gözlüydü, tapandı… Yalnızdı, dibiydi… Hakimdi, bırakmıştı… Unuturdu, kazırdı… Huzurdu, aşktı… Belirlİlikti, karmaşaydı… Konandı, uçandı… Kalandı, gidendi… Sabahtı, geceydi… Arıydı, kelebekti… Ankaraydı, istanbuldu… Bulvardı, dar sokaktı… Nişantaşıydı, arnavut kaldırımıydı… Güzeldi, tavaf edendi…
MantIktI, hayaldi… Vadeliydi, vadesizdi… Kındı, kIlıçtı… Beklerdi, sabırsızdı… Bildirimdi, ansızındı… Akıllıydı, delİydi…





Uzaktılar, yüreklerine tuzaktılar…





Karşılaştılar. Hayat, onunla ne kadar dalga geçersen geç illaki ben ne dersem o olur anını yaşatır. Karşılaştılar. Gözleri gözlerine değdi, yok artık dediler. Günün içine kendilerini bıraktılar. Hayatıma iyi bir insan dediler. Kimsenin aklına gelmezdi, onlarında aklIna gelmedi. Hayatlarına güzel bir gün eklediler zannettiler ama aslında hayatlarına hayat eklediklerinin farkında değildiler. Aslında farkındaydılar ama yok artık dediler. Yılın en uzun gününü yaşadılar, geceye ulaştılar, ayrıldılar. Saatli Maariften bir yaprak kopmadı, öylece kaldı. Bilemediler, nasıl olacağını bilemediler, sustular. Arasıra kısık kısık konuştular, bağıramadılar…





Buluştular. Sessizliğin kokusu dağılmadan buluştular. Sürekli konuştular ama söylemek istedikleri kelimeleri yüreklerinde düğümlendiler. Hala içlerinden yok artIk diyorlardı. Yürek kelimelerinin sessizlİğine gecenin kılıçla ikiye ayrıldığı anda dudaklar isyan etti. Önce birbirlerine göz kırptılar, bunların yok artıkları bİtmeyecek dediler ve imkansIzca buluştular. İkiside önce ben öpmedim dedi ama ikisininde öpmediğini bilmiyorlardı. İçlerinde gizledikleri derini görme anlamının dudaklara verdiği heyecanla, o anda dokunamadıkları derinlerinin güzelliğine geldiler.Ikiside birbirini öpmedi ama öpüştüler. O andan İtibaren artık hayat eskİsİ gibİ değildi. Dİrendiler. Gece direndiler, sabahı direndiler, birbirlerine sarılacaklarına yok artıklarına sarıldılar.




Bilemediler…



Sevmesini unutmuşlardı. Gidebildikleri kadar gidiyorlar ve kalmadan geri dönüyorlardı. Iki uçtaydılar ve aralarında sonsuz kelime boşlukları vardı.
Birbirlerinin farkında olmadan, görseler bile farketmeyecek kadar, kendi hayatlarının içinde yaşıyorlardı.




Bilemediler. Deliler gibi bildiklerini bilemediler. Haklıydılar. Yok artıkları kadar haklıydılar. Karla güneşin kolkola yürümesi kadar haklıydılar. Yazı ile turanın yanyana durması kadar haklıydılar. Ama yapacak bir şey yoktu. İmkansız dudakları yüreklerine mıhlanmıştı. Direndiler, yok artık kadar direndiler. Hem de varolduklarını bile bile direndiler. Yıllarca sürebilirdi, dostluğun tepesinde yaşayabilirlerdi, aşkın unutulmuşluğunda gerek görmeyebilirlerdi, bir daha görürsem dayanamam deyip kaybolabilirlerdi, kendilerinden bile saklanabilirlerdi. Yapamadılar, içlerine düşüp, her saniye büyüyen anlamın karşısında duramadIlar, birbİrlerinİn karşısında durdular, içlerine geçtiler öylece kaldılar…




Aşk, ikİ yüreğe düştü mü birini yakar, tek yürek yapar…




Kolay olmadı. Bildiklerinden bile, yok artIklarından bile zor oldu. Karla güneş yürekyüreğe girdi, donmadan, erimeden yürüdü. Ya eritirsem, ya dondurursam diye diye yürüdüler. Unuttukları, açılmayacak çekmeceye koydukları aşk, yüreklerine taç oldu, hayatlarını karıştIrdı. Hala da karıştırıyor…




UzaktIlar, gerçekten en uçtan bile uzaktılar. Yazarken bile zor, yaşarken tarifsiz… Bİr gökte oldular, bir yerin dibinde… Kararlar almak istediler…
nerde… Beyin fırtınası ( ne kadar kaldıysa… ) yaptIlar, biri öneri getirdi diğeri reddetti, diğeri öneri getirdi biri redditti… Biraz uzaklaşalım sakinleşelim dedİler, bir gün birbirlerini görmeseler yok olacaklarına inandıkları için yapamadIlar. Hep ne yapabİlİrİz dedİler,ama hİç birşey yapamadan yaşadılar.




Aşkın deliliğinde yaşarken mutluluğun tarifsiz, acın sonsuz oluyor…




Biri özgürlüğün, çılgınlığın, yaşanmamIşların, anın daniskasından geldi.
Biri sadeliğin, düzenin, geleceğin, güvenin, belİrliliğin sakinliğinden geldi.





Geldiler. Yok artık derken aşık oldular. İlişkiyi bile unutmuşken aşk ateşinin kırmızılığının tam ortasına düştüler. Kendilerini akıllı zannederlerken delirdiler. Biri delİlİğe alışıktI, her ne kadar yaşamak istemese bile karşIsına çıkmasına alıştıktı. Ve delirdi mi gerçekten delİleri kıskandIracak kadar delilirdİ. Biri, delirmek istemezdi, düzenli hayatının içinde, ilişkisininde kendİ yerinde olmasını isterdi. Sankİ aşk laf dinlermiş gibi…





Ne birbirlerine söz geçirebildiler ne de aşka. Yoruldular, yeter artık dedikleri anları oldu ama yetmedi, ne kadar dokunursalar dokunsunlar yetmedi, sakinlik gelemedi. Derken geldi, derken gitti. Derken geldi, derken gitti. Derken geldi, derken gittİ…





Yok artık derken hala yaşıyorlar. Günler geçiyor, aylar geçiyor hala yaşıyorlar. Artık çoğu zaman gökteler ama yerin dibinide ziyaret ediyorlar. Bİrlİkte büyümeyi öğreniyorlar, ortak harfleriyle bambaşka alfabeler yaratıyorlar. Her İkisininde eksikleri olduğunu biliyorlar ama ikiside kemik olduğu için her zaman kabullenmiyorlar. İkiside kendi hayatında çok sevildiği için dIşarıdan bakIldığında olmayacak duaya amin gibi duruyorlar. Galiba herkes aşkı unutmuş, neler yaptırabİleceğini, yaşattığı imkansızlıkları unutmuş. Herkes sıradana koşmuş, delilikten vazgeçmiş sisteme kurulmuş. İşime gideyim, alıştığım hayatı, kadını, erkeği yaşayayım, iş toplantılarımı uzatayım, kendimi bir köşede unutayım, elli yaşımI geçtim ama geleceğimi garanti altına alayIm, koştura koştura yaşayayım ama kimseye yetişemeyeyim ve bunlar yetmez ama ben dışarıdan da beslenirim, düzenimi bozmadan yaşarım derdirde…





Aşk, sen üzülme, biz seninle delirmekten çok mutluyuz. Senden vazgeçmek şöyle dursun seninle büyüyerek bir olmanın mutluluğuna koşmaktayız. Tabi ki tümseklere takılıp, düşüp elele yerden kalkıyoruz ve her kalkmamızda daha da büyüyoruz. Sen merak etme, bİzim yüreğimizde hep yaşayacaksın, evimizin başköşesinde keyifle oturacaksın…







Aşık Olun.



18.09.2013

27 Ocak 2013 Pazar

Hayat yanımdan geçti








by BG


Hayat yanımdan geçerken göz kırptı. O kırpış saniyesinde biriktirdiğim bütün düşünceler, yaşanmışlıklar, yaşanamamışlar içime geldi. Hayat, biraz ilerideki banka oturdu. Bende olduğum yerde kendimle kalakaldım…





Bu şiiri yazmıştın dedi birisi, ben de bu şiir değil düz yazı dedim ve yazmaya devam ettim. Uzun süredir düz yazı yazmadığımı, dün gece bana söyleyen insana teşekkür ederim. Belki de onun sayesinde bu satırlar uzayacak ve bitecek…




Düşüncelerimin üzerine oturdum. Hepsini birer birer içime aldım. Teker teker onlarla konuştum. Kimini kaçırmışım, kimini yakalamışım. En anlamsız olanı yakalarken, hayatımın seyrini değiştirecek olanı kaçırmışım. Şaşırdım kendime, hele bunu şimdi farketmeme daha çok şaşırdım. Tanışmadığım düşüncelerimle karşılaşınca kalakaldım. Bu kadar mı kendimden uzakta yaşamışım. Tanışır tanışmaz sevdim düşüncemi ve hemen hayatıma ekledim. Herkesi bilirken, tanırken kendimize niye bu kadar uzak yaşıyoruz satırlarını bile yazdım.
Korka korka hayata baktım. Hala bankta oturduğunu görünce rahatladım. Yalnız kaldığımıza şaşmamalı, daha kendimize dokunamamışız ki başkalarına nasıl dokunacağız. Şığlıklarıma ayak basarak derinlerime doğru ilerledim. O kadar gittim ki o kadar olur. En derinimde kozaladığım değerlerin sığlıklarda boğulduğunu gördüm. Hemen suni teneffüs yaparak hak ettikleri yerde canlandırdım. O kadar bilgiyi, hayatı biriktirip sığlıklarda oyalandığım zamanların çokluğuna kızdım. Madem sığda yaşayacaksın ne diye o kadar uğraşıp kendini derinleştiriyorsun dedim. Bütün hayatımı önüme serdim. Bütün satırlarıma tek tek dokundum…




Yine o çocuğu gördüm. Cama buğu olmuş halde otoparka giren arabalara heyecanla bakan çocuğu gördüm. Uzaktan gördüğü her arabada ayağa kalkan ve üzüntüyle sandalyesine oturan, bir türlü babasının arabasını göremediği için kendine kızan çocuğu gördüm. Yine bitmek bilmeyen bir toplantısı var nakaratını en hüzünlü melodi ile söyleyen çocuğu gördüm. O çocuk ne bendim ne de benim çocuğumdu. Hala niye satırlarıma girdiğini bilmiyorum. Bir toplantıda alınan hangi karar cama buğu olmayı kazandırır ?




Neyse, bazı gittiklerimi ve gitmediklerimi içime konuk ettim. Bazılarına niye gittiğimi ve gitmediğimi bugün ki aklımla anlayamadım. Ona gideceğime niçin gitmediğime gitmemişim bilemedim. Ama biraz sonra bileceğim ve bazı gittiklerimi unutup bazı gitmediklerime gideceğim. Aslında gitmeyi hep sevmişimdir. Arkamda bırakmayı sevdiğimden değil gitmenin ve varmanın verdiği keyiften gitmeleri sevdim. Gitmedikçe hayatına yenilikler katamıyorsun. Kaldıkça aynı yerde hayatı sektiriyorsun. Gitmek lazım. Bazı kaldıklarımı ve kalamadıklarımıda karşıma aldım. Bazı kaldıklarımda niçin bu kadar kaldığıma şaşırdım. Bana hiç birşey eklemeyen kaldıklarıma hayatımdan bu kadar zamanı niye ayırdım diye düşünürken kendimi yakaladım. Tabi ki bunun yanında bazı kalamadıklarımda beni şaşırttı. O gün kalsaymışım bugün bile hala orda kalabilecekmiş gibi hissettiren kalamadıklarımı gördüm. Hemen onlarıda kaydettim ve haklarını vermeyi hayatıma ekledim. Bütün bunlara hayatım yetecek mi diye düşünürken aklıma hayat geldi. Kafamı sağa çevirdim ve bankta.



Birikenlerimin içinde hiç hatırlamadığım bir kadın gördüm. Gözlerimi ovaladım bir daha baktım. Yuh dedim kendime, bu güzelliği bu anlamı nasıl farketmezsin. Kimbilir kime bakıyordum o zamanda ve bu anlamı görmeyecek kadar kör oldum. Ve bugün o baktığımı hatırlamıyorum bile.
Bugüne kadar kiminle nefes alıp yollarda yürümüşüm diye iç geçirirken yıllarımı verip saniye alamadığım dostlarımı gördüm. Her an yanlarında olup, her sıkıntıda gevşetici olup, yüreğini, aklını, sevecenliğini, tenini, gecelerini, gündüzlerini, hayatını verdiğin ve bir saniye alamadığın halde katlanılan dostları gördüm. Hemen baş aşağıya durup hepsini silkeledim.
Içimde biriken bakışlarla bakıştım. Inanılmayacak kadar çok biriken bakışın arasında bakmam gerekenlerin olmadığını saydım. Kime, nereye bakacağımı bile karıştırmışım. Hayat, bana ne sunarsan bana layiktir diye sağıma doğru fısıldadım. Tenimde, içimde biriken dokunuşları hissettim. Ne kadar çok dokunmuşum, dokunmatik olmuşum. Sabaha ulaşamayan gecelerin karanlığında kalmışım. Neyse ki aynı zamanda bir gecede dört mevsimi yaşatan dokunduklarımla ferahlamışım. Herkese dokunmanın sonunda yetemeyeceğin kadar insan, ten biriktirdiğinde azını dağıtıyorsun hayata…




Aşık oluduğumu anlayamadığım kadını gördüm. Işte bu son nokta oldu. Aşk aşk diye nefes alırken aşık olup da fark edememenin mengenesinde dakikalarca kaldım. Bir yuh daha çektim kendime. Bu defa daha çok korkarak sağıma baktım ve bankta. Şaşkınlığım sınırlarını aştı, bütün bedenim parka dağıldı. Bunun üzerine yazamayacağım bile. Bir defa daha yuh…




Sevdiklerime eksik, sevemediklerime fazla kaldığımı gördüm. Ne kadar dengesiz bir sevgi paylaşıcısı olduğumu farkettim. Bu dengesizliğim yüzünden sevdiklerimin eksik kalmasndan bu yana sevemediklerime verdiğim fazla yüzünden eksik kalmasına kızdım. Sevemediklerimin ne işi var hayatımda dedim. Bir kere daha baş aşağıya durdum ve silkeledim.
Tanımam gerekenleri tanımadığımı, tanımamam gerekenleri baş köşeye koyduğumu gördüm. Madem karşına kadar gelmişler neden içine almadın dedim kendi kendime. Hadi onları olmadın, neden tanımamam gerekenleri başına taç yaptın diye de devam ettim. Bir kırpış saniyesine bu kadar şeyin sığması imkanlımı diye düşünürken, baktım ve bankta.



Sevmemen gerekenleri sevdiğimi, sevmem gereken bir çoğunu görmediğimi gördüm. Şaşırdım. Zaten bu satırlar boyunca şaşırmaktan başka bir şey de yapmadım. Üzerine bir de yetişmem gerekenlere yetişemediğimi, kaçırmam gerekenleri yakaladığımı gördüm. Kimlere boş yere yetişemediğimi yavaş yavaş ama tiz bir şekilde akan film şeridi gösterdi. Kaçırmam gerekenleri niçin yakaladığımı hala bilmiyorum. Onlara ayırdığım zamanı kimbilir hangi sevdiğimden çaldım. Nerdeyse yanımdan hayat yerine kendim geçip göz kırpacakmış noktasına geldim.
Ertelediklerimin üst üste duruşunu görünce, dünyayı göremedim. Madem yapmaya, gitmeye, dokunmaya, yaşamaya karar vermişsin ne diye erteliyorsun be adam dedim. Bir kere içine düştümü bırak hayatına hemen girsin, erteme dedim kendime parmağımı sallayarak. Bu vapuru kaçırmaya benzemiyor ki onbeş dakika sonrakine bin. Gitti gidiyor hayat, ertelemek yok.




Hayat yanımdan geçti. Bana göz kırptı. Biraz ilerideki banka oturdu satırları sonuna biraz sonra ulaşacak…




Düşüncelerimi, yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı, birikenlerimi ayıkladıktan sonra heyecanla kalakaldığım yerden zıpladım. Koşa koşa banka doğru hızlandım. Hayatı kucakladım, kendime sarıldım. Hayatı yanıma alıp kolkola yürümeye başladım. Artık çok eğleniyoruz hayatla. Bütün satırlarım kendimden doğuyor. Bütün kaldıklarıma kendimle kalıyorum. Bütün sevdiklerimi kendimle seviyorum. Bütün gittiğim yerlere kendimle gidiyorum. Bütün dokunduklarıma kendimle dokunuyorum. Bütün yetiştiklerime kendimle yetişiyorum. Bütün gördüklerime kendimle bakıyorum. Bütün aşklarımda kendimle deliriyorum. Artık hayatla çok eğleniyoruz…




Siz de yürüyün.


27.01.2013

16 Ağustos 2012 Perşembe

Hayatı sektiriyorum











by UK

Gün doğumunun karşısında her gün yeniden doğarken, dolunayın kucağında her gece yeniden ölürken, hayatın nedensiz paylaşımlarına tütsü olup tüterken, yaşıyorum, gidiyorum.




Ilk ınganın peşisira nefesleri birbirine değdirip, o tenden, yürekten diğerlerine yaşama anlarındaki nereye kadar gidebileceğini bilmediğin dokunuşlarda bir şeyler gizli. Her bilinmeyenin cazibesi gibi, her yeninin davetkarlığı gibi, her başlangıcın umudu gibi giz de zaman içinde aleniyete kavuşuyor, acıtıyor. Her yaşadığın öğretiyor, bıktırıyor, uzaklaştırıyor. Insanı öğreniyorsun, sevmeyi öğreniyorsun, anlamayı öğreniyorsun, düşünmeyi öğreniyorsun, bıktırıyor, uzaklaştırıyor.




Anaokulunda ranzayı paylaştığın, yatak odanda tenini paylaştığın, hayatın ortasında yüreğini paylaştığın büyüyor, sen küçülüyorsun. Görünmez oluyorsun hayatın satırlarında, cümlelerinde, paragraflarında. Ne kadar anlarsan o kadar kayıp, ne kadar seversen o kadar kayıp, ne kadar düşünürsen o kadar kayıp olan hayatı eline alıp, havaya fırlatıp başlıyorsun sektirmeye…



Küçüçük bir bakışla, dokunuşla başlayıp, bütününü vermeye kadar giden dostlukların kucağında, ihtiyaç halinde dokunulacak kadar mertebesine ulaştığında, hangi yöne bakarsan bak aynı şeyi gördüğün anlarda kaldığında ve hala yaşamak istediğinde hayatı sektirmekten ve yoluna devam etmekten başka yön kalmıyor. Aşk içine yürekleme daldığında, bilmediğin ne kadar güzelliğin ve çirkinliğin varsa aşkın ortasına bıraktığında, çirkinliklerinden temizlen de gel ve geleceğe sakin sakin gidelim anlarında kaldığında ve hala yaşamak istediğinde, hayatı sektirmekten başka duruşun kalmıyor. Sektir yerine bir harf değişimiyle ( i ) koymak istediğin anlarda yine kıyamıyorsun, en azından kendi haline bırak belki bir gün diyorsun…




Karanlık gecelerin ortasında mum gibi duruşun, yitik paylaşımların kucağında derin nefes dokunuşun, kalabalığın acelesinde kaybolmuş kendisinin karşısında yüreğini ortaya koyuşun sadece an kadar değerini buluyor. Karanlılığı, yitikliği, kaybolmuşluğu kendi üzerine aldıktan sonra kendi kendine bırakılıyorsun. Kendi kendine kalmak iyi de, diğerlerinin kirlerini üzerine alıp kendi kendine kalmak ne demek. Şu demek, bütün dokunduklarının eksiklerini içine al, ayağını yerden biraz kaldır ve başla hayatı sektirmeye… Hayatı sektirmeye başladığında, dokunduklarını çokar çokar ardında bıraktığında, kendine doğru koşarken rekorları sepete attığında ve kendine sıkı sıkı sarıldığında kimse yerini bilmiyor, kalmadığı yerden devam etmek istiyor. Yokum diyorsun, harflerin kulaklara ulaşamıyor. Gittim diyorsun, işte karşımdasın diyor. Araf tayım diyorsun, beş dakika sonra kapındayım hazırlan diyor. Ne varlığın gözüküyor ne de yokluğun, sadece eksik kalanların gördüğü bir canlı haline dönüşüyorsun. Her gittiğin yerde, sıfırdan başladığında, seni tanımayanların ortasında tekrar tanınıyorsun ve nereye kadar gidersen git tekrar bulunuyorsun. Görünmezlik hapının çekmecesini açtığında içinde ayna buluyorsun. Kapını kilitlesen, panjurlarnıı indirsen, telefonunu kapatsan, yüreğini bilinmeyene yollasanda karanlık bir yerden sızıyor, yalnızlığın üzerine çöküyor, sen bu kadarsın ve bizim eksiklerimizin içinde var olansın deniyor.




Hayatı sektiriyorum sadece iki kelime olarak kalıyor. Sektirmeye başladığında beklenmeyen bir el gelip sektirdiğin hayatı havada iken eline alıyor, biraz ileriye fırlatıyor ve tam karşında duruyor. Bunca yıldır beni dinledin, anladın, içimi boşalttın, sırlarımı sakladın, sıkışmış yüreğimi rahatlığa ulaştırdın, bürüşmüş tenime tazelik öpücüğü kondurdun kondurdun da, bu hayatı sektirmek nerden çıktı? Bırak hayatı sektirmeyi, seninle konuşmam lazım. Bırak hayatı sektirmeyi, sana içimi kusmam lazım. Bırak hayatı sektirmeyi, bugün hemen sevişmem lazım. Bırak hayatı sektirmeyi, yine ayrıldım seninle tazelenmem lazım. Bırak hayatı sektirmeyi, ayrılmak için senden güç almam lazım. Herkese lazım, bana lazımlık…




Bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum…




Aynı şeyleri arka arkaya okumak ne kadar sıkıcı değil mi ?




Tekrarlamak, hayatın en sıkıcı eylemi tekrarlamak. Tekrarlamak, yaşayabileceğin güzellikleri sınırlamak. Tekrarlamak, hayatının zamanını kendi kendine çalmak. Tekrarlamak, biriktirdiklerinin kabının altını delmek. Tekrarlamak, kendini bitirmek. Tekrarladıklarını bıkmadan ve düşünmeden  anlatabildiğin insana anlatmak ve tekrarlamak.




Hayatı sektiriyorum. Sektirdikçe daha çok sektiriyorum. Sektire sektire uzaklaşıyorum. Ben sektirdiğim için dikkatli ve yavaş gidiyorum. Ardımda bıraktıklarım koşa koşa önüme geçiyor. Havada ki hayatı eliyle tutuyor ve biraz ileriye fırlatıyor… Hayatı sektiriyorum, bir harfini değiştiriyorum.




Yine aynı satırları tekrarlıyorum. Okuyarak kendinizi yormayın ya da okuyun, hissedin.




Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum. Günün ortası geliyor, bir sigara yakıyorum, üzerine rakı bastırıyorum. Günün ortasını akşama doğru uzatıyorum. Bastırdıkça bastırasım geliyor, akşam hızla yerine konuyor, bastırıyorum. Kendi içimde kayboluyorum. Etrafıma en derin bakışımı atsam bile görmüyorum, duymuyorum. Öylece kalmak istiyorum, güneş doğuyor. Ayılıyorum, kalmadığım yerden devam ediyorum…



16.08.2012