27 Kasım 2014 Perşembe

Etmiyor















ksb


Şu haldeyim,
bütün yaşadıklarımı toplasam, bir de benle çarpsam, Istanbul u içine atsam, izmir i bodrumu iyice karıştırsam, deniz kıyılarının kokusunu, martıların süzülüşünü, erguvanların rengini, kelebeklerin anını, yüzlerce yıllık çınarların yapraklarını, çocukların mutluluklarını, haksızlıkların özgürlüğünü, gün doğumlarını, cankırmızı gün batımlarını, keşfedilmemiş güzellikleri, derin nefesleri, sonsuzluk iksirini de bir güzel eklesem sana bir bakışımın anlamı ve mutluluğu kadar etmiyor.




Bütün biriktirdiklerim, bütün anlayışlarım, bütün paylaşımlarım, bütün gidişlerim, bütün kalışlarım, bütün gördüklerim, bütün görmediklerim, bütün umutlarım, bütün hayallerim, bütün gerçeklerim, bütün rakılar, bütün öğlen biraları, bütün sabah kahveleri, bütün girdiğim odalar, bütün çıktığım şehirler, bütün keşfettiğim insanlar, bütün yürüdüğüm sokaklardaki ıhlamur kokuları senin elini tutuşumun anlamı ve mutluluğu kadar etmiyor.




Ben de senin kadar etmiyorum. Gizli gözyaşlarımda kürek çekiyorum. Seni sevmekten başka bir şey bilmiyorum. Kolay olmuyor, hayat paçalarımdan çekiyor, sistem adımlarımı düğümlüyor, inandıklarım rakı ısmarlıyor, girdiğim bütün kapılar beni görmeden içine alıyor, feryat etmeyi bilmiyorum sesim duyulmuyor, bakışımla, usul kelimelerimle anlatıyorum ulaşmıyor, bir kördüğüm boğazıma oturuyor ve ben gelip yine karşına oturuyorum. Sabahına kalmak istiyorum, öğlenine kalmak istiyorum, akşamına kalmak istiyorum, yatağımıza elele uzanıp hiç hayata çıkmak istemiyorum. Çünkü o dünyanın küçücük noktasında sadece sen ve ben varız. Taa ki sabah olup hayata çıkana kadar sadece biz varız. Sabah olsun istemiyorum, hayata uyanmak istemiyorum, senin yanında öylece kalmak istiyorum.





Olmuyor, sabah oluyor. Kapı kilitleniyor, asansör geliyor, denize varılıyor ve hayat. Niye sana ulaşabileceğimi bilmeden yarım asır yaşadım. Niye her zaman kendime kalacağıma inanarak kendim kadar yaşadım. Niye düzenin bir kulbundan tutmadım. Niye katlanma rakılarının azgın dalgalarında yüzdüm. Niye o kasaba senin bu oda hayatın dolaşıp durdum. Niye bu kadar çok insan ve dokunuş biriktirdim. Niye bir dikili ağacın gölgesinde oturmadım. Niye sosyal bir hayvan oldum. Niye nesli tükenen bir canlı gibi gecelerin koruması altına alındım. Niye bir şeye sahip olmak istemedim. Niye yürüyebileceğim en son noktaya kadar yürüdüm. Niye her şeyi, her insanı, her canlıyı anlamaya çalışıp kendimi kendi haline bıraktım. Çünkü ben kadardım ama şimdi biz kadar olmak istiyorum.




Çok zor oluyor be uzay güzelim. Senin için sıradan olan benim için ilk. Senin en iyi bildiğin benim için ilk. Senin onlarca yıldır yaşadığın benim için ilk. Senin ezbere bildiğin benim için ilk. Senin tarafından bakılınca hiç bir şey yapmıyor gibi göründüğümü biliyorum ama bir de beni bilsen…




Şu haldeyim,
senin yüreğinden uzaklaşıp kendi sokaklarımda yürümeye başladığımda adımlarım sana kadar geliyor. Yarım asırıma dokunduğumda hissetmiyorum, senin umarsızlığına bile dokunduğumda imkansızcasına hissediyorum, sadece sana dokununca hissediyorum. Sen yanımda olmayınca sensizliğime sabahlara kadar içiyorum bir yudum kahkaha bile atamıyorum, seni uyurken bile izlerken dünyanın en büyük en sessiz kahkahasını doyamayasıya atıyorum.




Bu deli adamın benimle ne işi var diye düşünebilirsin. İşim yok, aşkım var. Sadece sana kadar yaşayacak nefesim var. Bütün nefeslerimi düzenler yuvarlağında tüketmişim. En derinini, en anlamlısını, tek gerçeğini yalnızlığımın terk edişi olan gidişime saklamıştım ama o sonsuz nefesimi bize almak istiyorum. Sana gülerek dünyaya gelip, ilk ıngamdan son sözüme kadar sana duyurmak istiyorum. Sana, bana, bize yaşamak, sonsuzun tarifini kıskandırmak istiyorum…




Biliyorum metin yazarıyım. Dokunmadığım bir ürün için bile sayfalarca yazabilirim. Belki mühendis olsaydım satırlarım daha değerli olabilirdi. Nasılsa her şey için oturup ya da ayakta yazabilir kadar görünüyor olabilirim. Ama doktor da olsam hiç de olsam yazacağım satırlar bunlar. Çünkü yüreğimin içinde doğuyorlar. Yazacağına yaşat da diyebilirsin ve ben de sana hak veririm. Tek isteğim zaten yaşatmak ama ser de yarım asır var. Bir iş değiştirmek bile kolay değilken haliyle hayat değiştirmekte kolay olmuyor be uzay güzelim…




Hayatta almak istediğim tek nefessin.



27.11.2014

Kimi anlıyorsun ?



















ksb


Yürüyorsun. Hayatın seçtiğin sokaklarında yürüyorsun. Üzerine basa basa geçtiğin sokaklar caddeye açılmıyor, deniz kokusuna ulaşmıyor, duvara tosluyor diye kızıyorsun. Sen seçiyorsun, üzerine bastığına kızıyorsun. Kızgınız. Hayata, insanlara, şehirlere, sevgililere her şeye kızgınız. Bir tek kendimize kızmayı beceremiyoruz. Kızgınız. Aşık olmayı unutacak kadar, kendi seçtiğimizi unutacak kadar, kendimizi yolda görüp merhaba dedikten sonra bir yerden tanıyorum ama çıkaramadım diyecek kadar kızgınız, kendimize o kadar uzağız…




Sahip olmam gerekiyor diye mülkiyet olan, evlenmem gerekiyor diye evlenen, çocuk yapmam lazım diye dünya güzellerini hayata atan, tek başınayken kendini dört odalı eve sığdıramayıp hayat vadeli kredilerle dört katlı villa alan, duygu ehliyeti yokken en pahalı arabayı alıp fotoğraf çektiren, çocuklarımın geleceği için deyip çocuklarının büyüdüğünü görmeyip, yarınların peşinden koşup bugünü unutan ve ben senin için yaptım deyip fırça atan, insanların gözlerinin rengine bakmayı unutup, bundan bir gelecek çıkartırmıyım diye kendini sevdiğine inandırıp dokunmayı bile hatırlamayan, babam öldü, cenazesini paylaştım, 1000 like aldım diye çok sevildiğini düşünen, kendi gideceği yere daha gitmeden buradayım diyecek kadar aleni olup, gizemli insanım adımlarıyla yürüyen, kendi dahil kimseyi tanımayıp, herkesi tanıdığına inanıp, dokunmadığı iyi insanlarıyla yaşayarak mutlu olup, konuşmayı unutup tuşlarla yaşayan, kendi hariç herkese kızan kimi anlar ?


Yürüyorsun. Kendinden en uzağa yürüyorsun. Yürürken ardına ekmek kırıntısı atmayacak kadar kendinden en uzağa yürüyorsun. Kırk yaşına geldiğinde bi durup düşünüyorsun. Hadi bi ev daha alayım da ondan sonra sahil kasabasına yerleşirim deyip devam ediyorsun ki sahil kasabası olmuş mutsuzlar metropolu, elli yaşına geliyorsun, her gün tansiyon hapı alıyorsun, bi durup düşünüyorsun, şu geleceğimi garanti altına alayım sonra ada ya yerleşirim deyip devam ediyorsun ki ada olmuş mutsuzlar anakarası, dün de başladığın gelecekleri mazi yapıp tavan arası tozlarına bulayıp, bugüne altmış yaşında bile ulaşamayanlar kimi anlar ?




Dün erken, yarın geç, bugün tam zamanı.




Bizi bizden uzaklaştıran kim ? Aldım, vermedim, yendim dünyasında yaşatan kim ? Kimseye dokunmadım ama hep orgazm oldum hazzında dolaştıran kim ? Konuşacağın harfleri unutturup, paragraflarını tuşlara akıtan kim ? Gülmeyi, içten bir kahkahayı mazi yapıp iki nokta üstüste parantezine mahkum eden kim ? Saklambaçta kurt olup sevdiğini ebe yaptıran kim ? Gözlerimizdeki parıltıyı tukaka yapıp, photoshop lu halimizi piyasaya sürdüren kim ? Kendimizden bu kadar mı utanıyoruz ve bu kadar utananlar kimi anlar ?




Kimseye dokunmadım ama hep orgazm oldum hazzında dolaştıran kim ?
Sevdim bunu…




Yürüyorsun. Kendine sırtını dönüp başkalarına yürüyorsun. Başkaları kadar yaşayıp, başkaları kadar yiyip, başkaları kadar giyinip, başkaları kadar gezip, başkaları kadar beğenip, başkaları kadar nefes alıyorsun. Kendinden uzaklaşıyorsun, en iyi ihtimalle başkalarındaki kendin kadar hayat oluyorsun. Eninde sonunda başkalarına kızıp başkalarına gidiyorsun. Aydınlanma kurslarına gidiyorsun, ben zaten aydınmışım deyip ezberliyorsun, hatta başkalarını aydınlatıyorsun ki insanın karanlıkta yaşayası geliyor… Herkes bütün, herkes mutlu, herkes gezgin, herkes gurme, herkes aydınlanmış ki bir ben kalmışım araf da duygusu da bize kalıyor… Kim, kimi anlasın ?




Dün erken, yarın geç, bugün aşk zamanı !




Eskici olup, eskiler bile alamıyoruz. Kimse kendini kullanmayıp başkalarını kullandığı için eskimiyor ve biz eskiciler iflas ediyoruz. Şiirlerimiz boğazımıza düğümleniyor, satırlarımız sinameki olup sifona karışıyor, paragraflarımız hayata sığmıyor ve biz bir like bile alamadan iflas ediyoruz, yüreğimizi yediemin e bırakıp arafımıza giriyoruz…




Yürüyorsun. Omuzunda toplum apoletleri sırma sırma yürüyorsun. Tamam onu seçiyorsun ama o zaman diğerini de, bilmediğini de neden istiyorsun ? Hepsini al mı geldi ? Oynuyorsun. Herkesin birbirine karışmış repliklerini ezbere yaşıyorsun. Kendi bir harfini yazmaya üşenip hayatca bitmeyen başkalarının senaryosunu ezberleyip, oynayıp başkalarına kızıyorsun. Peki öyle olsun.




Aslında kendinin kokusu bir bebeğin ki kadar imkansız. Bir ara ver. Denizin okşadığı bir kayanın davetkarlığına otur, gözlerini ufuğa kapa, kendini içine çek, bir an için sadece önemsiz bir an için kendin kadar hisset, kendin kadar nefes al, kendini çok seveceksin !




Başkalarının kırmızı ışığında durma, hayat kendine yeşil dalga…


Yürüyorsun. Hayatın seçtiğin sokaklarında yürüyorsun. Üzerine basa basa geçtiğin sokaklar caddeye açılmıyor, deniz kokusuna ulaşmıyor, duvara tosluyor diye kızıyorsun. Sen seçiyorsun, üzerine bastığına kızıyorsun. Kızgınız. Hayata, insanlara, şehirlere, sevgililere her şeye kızgınız. Bir tek kendimize kızmayı beceremiyoruz. Kızgınız. Aşık olmayı unutacak kadar, kendi seçtiğimizi unutacak kadar, kendimizi yolda görüp merhaba dedikten sonra bir yerden tanıyorum ama çıkaramadım diyecek kadar kızgınız, kendimize o kadar uzağız…




27.11.2014



26 Kasım 2014 Çarşamba

Aşk.


















ksb


Aşk,
Elde var bir değildir. Her an doğar, her an gider, hiç gelmez, hiç gitmez. Alışmayı sevmez, hissedilmeyi sever. Garantiyi sevmez, belirsizliği sever. Aklı sevmez, deliliği sever. Geleceğe yayılmayı sevmez, anı sever. Durmayı sevmez, iniş çıkışları sever. Huzuru sevmez, çılgınlığı sever. Biriktirdiğin seni sevmez, aşık halini sever. Başkasına bakmayı sevmez, sadece o na bakmayı sever. Geçmişi sevmez, dokunduğu anı sever. Alışmayı sevmez, birazdan ölecekmişcesine sever…




Aşk,
Hayatın üç harfle anlatımıdır, nefesidir, sebebidir, orgazmıdır, kabullenişidir, vazgeçişidir, gözyaşıdır, kahkahasıdır, sabah kahvesidir, öğlen rakısıdır, kaçırdığın vapurdur, dolmuştaki seni bekleyen son koltuktur, şapkası atılan a dır, noktası konulan büyük i dir, ucu yanık saman kağıdır, altıplustır, acı türk kahvesidir, lattedir, renkalem macundur, sihirli yumurtadır, çocukluğundur, yaşlılığındır, gidişindir, kalışındır, bilmediğin kendindir, özlediğindir, kızdığındır, kırdığındır, kendini anlatamadığındır, seni tek anlayandır, onsuz soluk alamadığındır, bir bakışına ağzına sıçtığındır, doğuşundur, ölümündür…
hayatın anlamıdır, taa kendisidir…




Aşk,
Hep beklediğindir, geldiğinde hep varmış gibidir. İlkokula başlamadan üniversiteyi bitirmek gibidir. Tükenmeyen kurşun kalem gibidir. İpe ihtiyacı olmayan topaç gibidir. Sıcak kahve diye yanıp, soğutup içmek gibidir. Tuttuğun takım gibidir. Seni takip etmeyen gölgen gibidir. Adı olmayan hayrat gibidir. Dışarı boşalmak gibidir. Gitmeyi hayal ettiğin sahil kasabası gibidir. Yelkenini şişiren rüzgar gibidir. Kuraklığına yağan sağanak gibidir. Deltasına ulaşamayan nehir gibidir. Ağacından ayrılamayan kuru yaprak gibidir. Gözüyle vedalaşamayan yaş gibidir… Aslında gibi değildir. Sadece kendini bırakmak yeterlidir. Sadece aşktır, sadece aşk…




Aşk,
Terketmektir. Kendini terk edip o olmaktır, bir olmaktır, biz olmaktır.
Yapabileceklerinin ve asla yapamayacaklarının toplamıdır. Hayatın üç harfli anlamıdır. O ndan başkasını görmenin gözlerinin yüreğine gelmemesidir. O ndan başkasına dokunmanın teninin yüreğinde yaşamamasıdır. O ndan başkasını düşünmenin hayallerinin yüreğinde soluk almamasıdır. Kahveyle içtiğin sigaradır. Rakıyla yediğin beyaz peynirdir. Köhtefle tatlandırdığın piyazdır. Birbirine geçince anlamını gösteren iki yapboz parçasıdır. Bir ile biri toplayıp bir olmaktır. Birlikte doğup, birlikte büyüyüp bütüne var olmaktır. Sonsuz olduğunu bilip anında mutluluğu paylaşmaktır. Uyurken izleyip yüreğinde renkalem kelebekler uçurmaktır. Gülen gözlerindeki nefesi yüreğine çekmektir. Hayat ellerinde yüreğini büyütmektir. İmkansız tenine her bakışında, dokunuşunda ona doğmak, yeniden tazeden ona doğmak, ona doğmaktır. Yüreğinin içinde yaşamanın mutluluğunu onunla paylaşmaktır. Hayat aşktır, sadece aşk…




Aşk,
Bebeğin ilk ıngasıdır. Ellerinle beslersin, kokusuna büyülenirsin, sevginle büyütürsün, yüreğinde sallarsın, yüreğinle ilk adımlarını görürsün, yüreğinle ilk kelimesini duyarsın, yüreğinde yaşatırsın… Aşk, bir bebektir. Anne sütü sevmektir. Onu hayatına aldığında sadece onu hissetmektir. Ona iyi bakabilmek için kendine iyi bakarsın. Büyüyünce de yanında olmak için kendini geliştirirsin. Ona güzel bir hayat sunmak için, iyi bir insan olması için kendini ona terk edersin. Aşk, bir bebektir. Sevgiyle, anlayışla, dokunuşla, düşünceyle, paylaşmakla büyüyen bir bebektir. Hayat aşktır, sadece aşk.




Aşk,
Tarif edilmeyi sevmez. Zaten tariff edilemez. Benim gibi satırlar yazabilirsin ama anlatamazsın. O kağıtta, ekranda, romanda yaşamaz. Sadece yürek de yaşar. Aşk için sadece yüreğin olması yeterlidir. O İllaki gelir ve seni bulur. Yeter ki sen geldiğini hisset. Kalplede çok güzel, çok zengin, çok sonsuz yaşanır. Ama bir an bile sadece bir an bile yüreğinle yaşadın mı, kalbin artık organ bile değildir. Yüreğinle gördüğün bir manzara tarifsiz olur, yüreğinle martıya attığın simit tarifsiz olur, yüreğinle denizde sektirdiğin taş yerini bulur, yüreğinle gittiğin her yer var olduğun yer olur, yüreğinle dokunduğun her an mutluluk olur, yüreğinle yaşadın mı hayat hayat olur…
Aşk, hayatın anlamıdır, taa kendisidir.
Hayat aşktır, sadece aşk…




Ben aşığım, siz de aşık olun.        



26.11.2014

14 Ekim 2014 Salı

Aşıktık.













ksb
 


Bir bakışı uğruna nefesimizi tutar, en derinlere onun için saklardık. Zifiri yağmurlu çıkmaz kuyulara dalar, yüreğimizi paslı çivilere sürte sürte gülen gözlerinin nefes aldığı aydınlığa koşardık. İnatçı rüzgarlara karşı çırılyürek yola çıkar, gökten zıplayan taşların kanlarında nefesleyerek hayat çizgisine karışırdık. Hain sıradanlığın acılı oklarının tiz tokatlarından düşe kalka vurula çıkmaz hayatlara dalar, sadece onun için yüreğimizi yaşatırdık. Bir uykusu için gece olur, bir dalışı için vurgun olurduk. Ayaklarını öper, ellerini yüreğimize sığdırırdık.Kalemimizin yürek kırmızısı mürekkebini sadece ona akıtırdık. Bilmediğimiz alfabeleri onun için öğrenirdik ki ilk duyan o olsun diye yangınlarda otururduk. Karanlık güneşlerde oynarken, hayatı ayağımızda sektirip rekorlar kırarken, zıpkın gibi yalnızlığımızla insanlık tarihini yazarken, hayatın salaklığının gölgesini üzerimize denk getirmediğimiz sokağımızdan sadece onun için ayrılır, hayata karışırdık ki yetmezdi !


Bilirdik.


Anlaşılmayacağımızı bilirdik. Çoğunluğun değerlerinin içimize sığamayacağını ve toplumdan 1 like bile alamayacağımızı bilirdik. Dokunarak anlamanın tadını yaşadığımız bakışlarımızın popüler mekanlarda göz yaşı dökemeyeceğini bilirdik ki yerimizi bildirmezdik. Mutluluğun dün ile geleceğin mengenesinde yaşadığı topraklara yürek basarken, mutlu bir dakikanın kocaman bir günü güzelleştirdiğini bilirdik.
Kendi dahil kimseyi tanımayanların herkesi tanıdığı mutedil tuşlu hayatların hedeflerinde nefes alamayacağımızı bilirdik. Herkesin hayatın zirvesinde, en güzel mekanlarda, en zengin köşelerde, en mutlu tuşlarda, en güzel resimlerde, en özlü sözlerde, en mutlu paylaşımlarda yaşadığını hayat bildirimlerinden bilirdik ki aslında herkes kör ve sağırdı birbirlerini ağırlayıp selfie çekerdi. Özçekim yazamıyorum çünkü hiç bir fotoğraf çıkmazdı…


Aşıktık.


Karıştık. Sadece aşk için nefes alamayacağımız hayata çıkardık. Öpüşmelerimizin bizi yaşatacağına inanırdık. Birbirimize bakışlarımızın nefes olacağına inanırdık. Gülen gözlerimizin en sığ vurgunları soluklayacağına inanırdık. Birleşen ellerimizin Kaz Dağı olacağına inanırdık. Aşkımızı uyurken seyredişlerimizin güzellik sonrası nefes kokusu olduğuna inanırdık. Sevişmelerimizin ömrümüzü uzatacağına inanırdık. Yüreklerimizin birbirine yeteceğine, a lara b lere mahkum olmayacağına, birbirlerinin özgürlüğü olduğuna inanırdık ki inançsızdık.
Sadece onun için adım atardık, yüreğimiz götümüze vura vura koşardık ki yetmezdi !


Bilirdik.


Öleceğimizi bilirdik. Yalnızlığa özgür olduğumuzu bilirdik. Niçin terk ettiğimizin farkındaydık ama nefesimizin hayatı buğulandırdığını bilirdik.
Kendimizi anlatamayacağımızı, gördükleri kadar görüneceğimizi bilirdik.
Her şeyi bilmediğimizi bilirdik. Harflerin rakamlardan değerli olduğunu bilirdik. Dünün erken, yarının geç bugünün tam zamanı olduğunu bilirdik.
Tek gerçeğin ölüm olduğu bilirdik ki onun için yaşardık. Ölesiye değil yaşayasıya sevdiğimizi bilirdik.


Aşıktık.


Kendimizden vazgeçecek kadar severdik. Girmeyeceğimiz kapılardan elele geçerdik. Çıkmayacağımız balkonlara sevdayla otururduk. Gülmeyeceğimiz fıkralara karnımızı ağrıtırdık. Göremediğimiz, bilemediğimiz geleceği ki kimse göremezdi, bilemezdi, görürdük, bilirdik.
Bir bakışı uğruna bildiklerimizi unuturduk. Bir gülüşü için inanmamadıklarımıza yürekten inanırdık. Göz yaşlarını içimizde biriktirip kendi ölümlerimizden ona hayat yapardık. Bir serçe parmağının sıcaklığına özümüzle vedalaşırdık ki yetmezdi !


Bilirdik.


Sokakta yaşadığımızı bilirdik. Sobaya dokununca yaktığını bilirdik. İki taşın arasından gol atmanın sevincini bilirdik. Gaz lambasına püf demeyi bilirdik. Ihlamur kokusunun nereden geldiğini bilirdik. Saklambaçta kurt olunca sevdiğimizi kurtarmanın mutluluğunu bilirdik. Dokunmadan, nefesini duymadan, anlamadan, paylaşmadan, hissetmeden yaşanamayacağını bilirdik. Bir arabanın yüz kilometreye çıktığı saniyenin ne kadar küçük olduğunu bilirdik. Hedefleri kimin koyduğunu bilirdik ki koynuna girmezdik. Herkesin mutlu olduğunu, birbirini sevdiğini, birbirini düşündüğünü tek emojinin arka arkaya sıralanmasıyla anlatılabildiğini, hissettirildiğini bilmezdik ama öğrendik…


Aşıktık.


Sadece ona nefes alırdık. Ne kadar uzaktan gelirse gelsin yüreğimizde ki tek köşeye oturturduk. İnanılmaz ellerinin hayat çizgisine karışabilmek için kendi çizgimizi silerdik. Gülüşünden hayat, bakışından nefes, dokunuşundan anlam, gözyaşından ölüm, kahkahasından sonsuz ömür yaşardık. Harflerin yüreğini sıkarak, en anlamlı damlalarını toplayarak satırlar armağan ederdik. Giderken sonuna kadar götürür, dönerken sonuna kadar beklerdik. Onsuz gecelerde yatağımıza sığamayıp çıkmaz sokakların karanlığına uzanırdık. Kokusunu duyamadan uyandığımız sabahlara ezbere lanetler okurduk. Onu bizden çalan zamanlara kör tapa takardık. Onunla doğardık, birlikte büyürdük. Haftanın her gününün, yılın her ayının, hayatın her saniyesinin adını onun adı olarak yaşardık. Sadece onu gören gözlerle bakardık. Ben artık kendim değilim, senim, bizim cümlesini mantramız yapardık. Sadece onun için nefes alırdık ki yetmezdi !


yürekyürekyürek



14.10.2014

29 Eylül 2014 Pazartesi

Mutluyduk





















Duvarın üzerine dizilip çekirdek çitliyorduk. Niyetcilik yapıp, para kazanıp, dostlarla paylaşıyorduk. Saklambaçta kurt olup sevdiğimizi kurtarıyorduk. İki taşın arasından, rüzgarda balon gibi uçan plastik topla inanılmaz goller atıyorduk. Yan mahallenin kızlarına bakmıyorduk. Sarı telefon kulubesinin yanında herkesin bildiği saatte buluşup, saatlerce sohbet ediyorduk. Mutluyduk.



En güvendiğimiz misketimizi kafalık yapıyorduk. Dayan dayan almanya ile topu havada tutuyorduk. Kukalı saklambaç icat ediyorduk. Yakan topun acısını paylaşıyorduk. İsim şehir oynarken aniden topaç çeviriyorduk. Hepimiz mühendistik, birbirinden şahane tornetler yaratıyorduk. Kırmızı plastik arabanın kalbine tel batırıp ileri sürüş teknikleri öğreniyorduk. Taka takanın kemik seslerini çeviriyorduk. Adam kovalayanı yakıp peşinden koşuyorduk. Koru da bir ağacın altında sabahlara kadar konuşuyorduk. Mutluyduk.



Sevgimizi sevdiğimize gösteremiyorduk. Utangaçtık. Sevdiğimize açılana kadar başka şehire taşınırlarken, kendimizi aşkımızın ardından su dökerken buluyorduk. Yine de seviyorduk, dokunamadığımız sevgililerimizi özlüyorduk. Hele bir de elini tuttuk mu dünyalar bizim zannediyorduk. Hayatın en güzel aşk parçalarını 90 lık basf kasete sığdırıp,yanından geçerken mahalleye çaktırmadan eline tutuşturup, eve koşup, telefonu bizden önce kimse açmasın diye nöbet tutuyorduk. Mutluyduk.


Kırmızı teneke kutunun içindeki bisküvilerin tadına varıyorduk. Leblebi tozunun naylonunu yalıyorduk. Macuncunun etrafını sarıyorduk. Zambo ile siyah balonlar şişiriyorduk. Tipitip in gözlüklerine bayılıyorduk. Elvan gazozuna ohh çekiyorduk. Akola yı tatlı buluyorduk. Lahmacuncu abinin beyaz sepetinin köşeden dönmesini bekliyorduk. Büyüyünce çıngıraklı yoğurtçu olmak istiyorduk. Gecenin karanlığını korkutan iiiibozaaa seslerine koşuyorduk. Süt taşmasın diye başında bekliyorduk ama illaki taşırıyorduk. Vezuv gaz sobasının yuvarlağını direksiyon yapıyorduk. Migros otobüsüne binip koridorunda kayboluyorduk. Sana yağ kuyruğuna giriyorduk. Mutluyduk.



Sevdiğimize yürekten satırlarla yazdığımız mektubun ucunu yakıp, köşedeki sarı posta kutusuna atıp, postacı amcanın yolunu gözlüyorduk. 2000 yılına bile mektup atıyorduk. Sevdiğimizi bir keşkülle tavlıyorduk ve tabi yanındaki en küçük kardeşine de ısmarlıyorduk. Sevdiğimize korku filminde sarılıyorduk. Sevdiğimizi ailesi ile yazlıklarına yolcu ettiğimiz yaz tatillerini sevmiyorduk. Karşı da oturan kızlarla çıkmıyorduk. Bir bankta elele oturunca bile hayatı güzelleştiriyorduk. Mutluyduk.



Birbirimizi dinliyorduk. Birbirimizi anlıyorduk. Birlikte ağlıyorduk, birlikte gülüyorduk. Birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Yüreklerimizi kesip yürekdaş oluyorduk. Birbirimize dokunuyorduk. Birbirimizi düşünüyorduk. Yokluğu da varlığı da sonuna kadar paylaşıyorduk. Mutluyduk.



Şimdi, ayfon6 kadar yaşıyoruz,
artık hiç birşey yetmiyor, daha fazlasını istiyoruz,
elimizdekini, yüreğimizdekini görmüyoruz,

herşeyin peşinde koşmaktan kendimizi kaybettik,
sunulan kadar yaşıyoruz,
...
size mutluluklar,
ben gider…


29.09.2014

24 Şubat 2014 Pazartesi

Sokak karanlıktı. Adımları daha da karanlık…



 















Sokak karanlıktı.
Adımları daha da karanlık…



Hayatın içinde yürek yuvarlıyordu. O bedenden diğerine çarpa dokuna ilerliyordu. Kendini paslı bir köşede bırakıp üzerini rüzgarla örtmüştü. Terk etmeyi bile terk etmişti. Biriktirdiklerinin altında kalarak o şehirden diğer insana koşuyordu. Oda koleksiyonu yapıyordu. Genelde gözü yaşlı teni kuru odaları topluyordu. Bıkmazdı, nedense hiç bıkmazdı…



Hayat karanlıktı.
Derinleri daha da karanlık…



İnsan sevdiğini neden üzer ?
Sevmediğinden mi ?
Sevmiyorsa seviyorum der mi ?
Sevmeyi unuttuğundan mı ?
İki kişi olmayı unuttuğundan mı ?
Tek kişilik hayatına iki kişiyi sığdıramadığından mı ?
Bu kadar yalnız insan varken sevecek insan bulmanın
sarhoşluğundan mı ?
Kaybetme korkusundan mı ?
Mutsuzluğa ve yalnızlığa alıştığı için mutlu olma korkusundan mı ?
Kendinden daha güvenilir olduğunu bildiği halde kıskandığından mı ?
Kendinden önce ki hayatından mı ?
Geleceği düşünmekten mi ?
Özgürlüğünü kaybetmekten mi ?
Böyle iyiydim şimdi bir çok yapmam gereken var dan mı ?
Daha önceki ilişkilerinden mi ?
Nasıl olsa bu da bitmeyecekten mi ?
Öküz gibi içmekten mi ?
Daha iyisini bulurmuyum acabasından mı ?
Hayatındakilere nasıl kabul ettireceğini düşünmekten mi ?
Erkek olduğu için mi ?
Kadın olduğu için mi ?
Salak olduğundan mı ?




Dünya karanlıktı.
Biriktirdikleri daha da karanlık…



Bıkmazdı, nedense hiç bıkmazdı. Dinlemekten, anlamaktan, anlatmaktan, dokunmaktan, paylaşmaktan, göz yaşı biriktirmekten, sevişmekten, anlaşılmamaktan, kucaklamaktan, insandan, dibine kadar gitmekten bıkmazdı, nedense hiç bıkmazdı. Herhalde kendini kahraman zannediyordu, yüreğinden başka köstümü olmayan…



Girmediği kapı kalmamıştı. İçmediği su da kalmamıştı ama kuruydu. Bodrum yankıları bakışıyla dolaşırdı. Su üzerinde gözükürdü ama dibinin nerede olduğunu kimse bilmezdi. Attığı kelime ürküttüğü insanlara değer miydi bilmezdi. Öylece dururdu. Bir fiske atsan yıkılacak, hiç bir fırtına da yerinden kıpırdamayacak kadar dururdu. Karanlıkların ortasında inatçı bir mum yumuşaklığındaydı. Girmemesi gereken sokaklara girmesiyle meşhurdu. Hep paylaşırdı ama yalnız olduğunu da bilirdi. Bıkmazdı. Dokunmaktan bıkmazdı…



Karanlık karanlIktı.
Aydınlık utangaç…



Utanıyorum ya hayat dedi uçsuz bucaksız uçurumun an yakınlığında. Sadece güzellikleri yaşatamadığım için utanıyorum. Göz yaşları uçurumun derinliğini ölçüyordu. Onu üzdüğü için utanıyordu. İnsan sevdiğini üzer mi dedi uçurumun sesine, cevap gelmedi. Rüzgar geldi, omuzuna kondu. Gerçekten seviyor musun dedi. Rüzgara bu soruyu sordurdu diye daha da utandı. Gerçekten seviyordu. Rüzgara, bir annenin bebeğine yaklaştığı hassaslıkla sevdiğine yaklaşılmalı dedi. Daha dikkatli, daha anlayışlı, daha yapıcı olmalı insan sevdiğine diyerek devam etti. Rüzgar gitmişti ama onun için fark etmedi. Konuşmaya devam etti. İnsan sevdiğine kırılsa bile onu kırmamasını bilmeli, eksik bırakmamalı, yürek üstünde taşımalı, pamuklara sarmalı cümleleri döküldü uçurumun davetine... Yanında yokken yüreği çıkarcasına özlerken yanındayken hakkını veriyor musun dedi uçurum. Bir kere daha utandı. Artık uçuruma kendini bırakamazdı…



Etrafın her tarafı karanlıktı.
Aşk, aydınlıktı…



Aşık olun diye bağırırdı ve bağırmaktan hiç bıkmazdı. Ekmek yemeyin, su içmeyin, aşık olun derdi kendi yalnızlığının ayak ucundan…
Aşk ı terk etmişti ama herkesin yaşamasını isterdi. Aşık olmadan hayata geliş sebebinin anlaşılamayacağına inanırdı ama kendisi terk etmişti. Bıkmazdı. Aşk ı anlatmaktan bıkmazdı. Kendini karanlık bir köşede bırakmıştı ve üzerini rüzgarla örtmüştü.



Ben onun gibi yaşamadım ama onu dinledim.
Aşık oldum.
Yüreğimle yaşamanın mutluluğuna kuruldum.
Ben de sevdiğimi kırdım, nasıl bunu yaparsın diye yüreğimi alıp eşşşek sudan gelinceye kadar dövdüm.
Ben de utandım ama sevmekten gerçekten sevmekten vazgeçmedim.
Onun kıyısına yerleştim. Ondan hayat yapıp ömürlere yaydım.
Artık o benim hayatım, benim nefesim, benim aşkım, benim sonsuzluğum…



Siz de aşık olun.



24.02.2014

8 Şubat 2014 Cumartesi

Sonbaharın bütün renklerinin yağdığı gölün ortasındaki sandalın küreklerini hayata çekmek gibi seninle yaşamak…

















Sonbaharın bütün renklerinin yağdığı gölün ortasındaki sandalın küreklerini hayata çekmek gibi seninle yaşamak…


Gitmiştim.


Yüreksizler yurdunun ilk ve tek müebbetiydim. Herkes yüreği olduğuna inanıyordu. Sevgilisini, karısını, kocasını, çocuğunu aldatırken yüreği olduğuna inanıyordu. Hayat hızlıydı. En güçlü yakıtı paraydı. Herke yüz kilometreye birkaç saniye de ulaşıyordu ve hayatı görmüyordu. Görenler hiçliğin müebbetiydi. Mahallenin delisi, sokakların şarapçısı, toplumun aşkıydı. Herkes seviyordu, herkes seviliyordu, herkes evliydi, herkes çocukluydu. Tek başına olamadan aile olunuyordu.


Gitmiştim.


Yüreksizler yurdunun yalnız duvarında kendimi çitliyordum. Toprağın üzerinde hayatım birikiyordu ve hiçbir yağmurla meyve vermiyordu. Terk-i güneş etmiştim. Karanlık koşuların ipini yürekliyemiyordum. Hiçtim, içtim, dış oldum. Her gün katlanma katsayımı artırdım, daha çok içtim. Her kadehte yalnızlığımı büyüttüm, kalabalığı küçülttüm.



Gitmiştim.


Yüreksizler yurdunun hiç kişilik ranzasında uçurumların kırmızı çilek yokluğuna uzanıyordum. Dokunuşlarımı idam etmiştim. Bakışlarıma kör tapa takmıştım. Tutuşlarımı zincirlemiştim. Tenimi intiharlamıştım. Yüreğime beton döküp bilinmeyen derinlere fırlatmıştım. Hiçtim, hayatın ortasında yapayalnız hiçtim. Ziyaretçilerim oluyordu. Alınacak bir şey kaldı mı diye bakıyorlardı. Görmüyorlardı, beni görmüyorlardı. Hala bir şeyler çıkıyordu. Yoktum ama hala bir şeyler çıkıyordu, alınıyordu.


Gitmiştim.


Bir bayram sabahı, imkansız bir rüzgar bakışlarını bakışlarıma armağanladı. Dünyanın yuvarlağı aralandı, ardına kavuştu. Dokunmadan anladım seni. Yürüdük. İçimizde ki gizli kelimelerimize yürüdük. En gizlilerini farkında olmadan gün ışığıma bıraktın. Senin de benim gibi aysberg olduğunu gördüm, en dibine dalmak istedim. Bir güne doğumdan ölümü sığdırdık. Yeniden doğduk. Gitmiştim. Biliyordum sen olmak isteyeceğimi, biz olmak isteyeceğimi, bir olmak isteyeceğimi. Gitmiştim. Son defa daha dedim yurdumun ranzasında tavanın alçaklığına bakarak son defa… Yapamadım, gitmiştim, aramadım.


Gitmiştim.


Bir gece yeniden gözlerimize dokunduk. Kelimelerimizi denizin yakamozlarına bıraktık. Yürüdük. Dudaklarımıza kadar yürüdük. İlk öpücüğüm oldun. Gitmiştim. Beni kendine doğurdun. Hiçliğimi hayatladın. Dokunuşlarımı, bakışlarımı, tutuşlarımı, tenimi, yüreğimi nefesledin, senledin. Alevlerin ortasının ortasında bağdaş kurmuş oturuyordum. Beni bir nefesinle içine derinledin. Terk-i güneşime anlamını doğurdun. İdam sehpasına sallanan yüreğimi kucakladın, hayatladın.


Ben artık senim, kendim değilim.


Biliyorum hayatsın ve hayatımsın. Ama ben yüreğini asmış bir yaşlıydım, gitmiştim. Beni bize doğurdun. Tenimi tazeledin. Bakışlarımı çocuklaştırdın. Yüreğimi bebekledin. Birlikte büyüdük, bize büyüdük. Sana ne yapsam, yaratsam az, seni ne kadar sevsem az, sana ne kadar yaşasam az. Hayatımsın ve kenarında ömürler boyu yaşarım. Sana hayat borçluyum. Sevemeyene kadar, sonun bile bilmediği ötesine kadar senim, biziz, biriz.


Bütünümsün.



08.02.2014