11 Mart 1999 Perşembe

yüreğimde gizli
















ksb



Yürüyordum…
Yürüdükçe boyum kısalıyordu.
Gitgide toprağın içine gömülüyordum senden uzaklaştıkca,
seni yüreğimde taşıyabildiğim ve dokunamadığım günlerde
gitgide yerin merkezine yaklaşıyordum. Soluk alamıyordum.
Sevgimi sana duyuramıyordum. İnatçıydın.
Kendini kotrol etmesini biliyordun ve direniyordun.

Güneş beni terketti. Gece ve duygusuzluk dostum oldu.
Hem sevdiğim hem de sevildiğini bildiğin halde, yerin üstü gece,
yüreğin toprağın altında yaşamak.
Konuşmaya karar vermek, yine direnmek. Gözyaşlarından bir gökyüzü oluşturmak ve altında otururken acıtmasını beklemek.
Kıyamadık birbirimize.
Yüreğimizi dinledik, belki mantığımızı küstürdük. Ve toprağın üzerinde yaşama günleri başladı. Değiştik. Mutluluğa ant içtik.

Sana sarılmak ve öylece dünyaya asılı kalmak,
dönmek dünya ile birlikte aşk yörüngesinde.

Canım sevdiğim, kimin aklına gelirdi sevgimden şüpheye düşeceğin.
Teraziye karşıdan baktığında üstünde dünde yaşayan ben sevgisi yazan kefe zemine daha yakın duracak. Hayatımda sen yokken soluk alma işlemi ile uğraşacak ömrüm olmuyordu. Seni ne dünden az ne de ömrümden az seviyorum. Bunu sana ispatlamanın tek yolu, sana bakışlarımda, dokunuşlarımda, sarılmalarımda, yüreğimde gizli.
Şüpheye düştüğünde sana olan sevgimi oralarda bulabilirsin.

1999

15 Ocak 1999 Cuma

yorgunum...














 ksb


Karamsar bir koku var, bulutların rengi kendilerini tanıyamıyor, bir kuşun kanadı vücuduna yapışmış tek ayak üstünde yığılıp kalmış, gündüzün gözünü güneş alıyor, demiryolunda sek sek oynanıyor, açık pazarda yelkovan standı kurulmuş, tren geliyor ve sek sekleryıkılıyor.
Çok direndim, direnirken daha çok yoruldum. Her şeyi düşünmeye çalıştım, belki gerekmeyeni bile üstüme aldım ve üstüme kaldım.

Çok sevmesende olur mu?

Olur, önemli olan huzur denilen kelime. Kim bulmuş, sınırını kim çizmiş belli değil. Yani kim vurduya gitme durumu söz konusu.

Yorgunum.

Bilemez haldeyim. Hal ve gidiş notum kırık, hiçbir ortopedist kabul etmiyor, kendi kendine kaynaması gerekiyor deniyor. Geçecek, yazana kadar geçti bile ama bilinsin istedim. Geçti diye acıtmadı değil.

Nerede kalmıştık. Hızlı trenler var ve hızlı gider. Bindiğinde hızlı gidiyor diye şaşırmıyorsun, çünkü hızlı tren. Hiç hızlı trene binmedim ama üzgün değilim. Sevdiğim içinde çok mutluyum. Sevmenin önemi, günün birinde gerçekten önem olacak. Gerçi biz sevgininde bokunu çıkarırız. Sevgiye, onu koruyacağımızı düşündüğümüz birçok kural koyarız ve bunaltırız. Niye hiçbir şeyin hakkını veremiyoruz? Ya da niçin veremiyoruz? Veya neden veremiyoruz? Verme bilincimiz rahmetli, alma bilincimiz dokuz canlı.

Aşkım.

Atmosferin altındaki yaşamımızda gelip geçen günlerin yanında kalıcı günlerde oluyor. Aşk ile yüzünü yıkadığında kalan çapaklar acı veriyor. Ama, bütün dünyayı onun renginde görüyorsun, büyüleniyorsun. Nereye kadar peşimizden gelecekler? Gizli bir geçit var mı? Gizini kim bilir ya da yok mu? Biz yine var diye düşünelim ve gizli geçite gerek kalmadan gizsiz yerlerde mutlu yaşanacağını bilelim. Onlar gizlensinler.

Daha dün denilen zamanda birbirimizi kırma çalışmalarında bulunurken, bir an için bile ikimizde duraklamazken, ne yapıyorum diye bile düşünmezken, bugün sesimizin tonu sevgi dolu. Madem ki gün doğumunda gecenin karanlığı görünmüyor, niye tartışıyoruz diye üzülüyoruz. Bir diğer yönden bakma çalışması yapıldığında ise , madem sevgimiz bu kadar tedavi edici, niye tartışma anında tedavi başlamıyor?

Uçurtmanın kuyruğuna yüreğini bağlamış birisiyle tanıştım. Gökyüzünde süzülmek uğruna, uçurtmanın havalanması için uygun zaman ve insanı beklemeyi kabul eden bir canlı. Bütün şartlar biraraya gelecek ve süzülecek. Önce bile şaşırmadım, hemen hem fikir oldum. Bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz şeyler, bütün diğerleri için yanlış bile olsa yaşamalıyız.


Yaşayamadığımız zamanlar kimin hanesinden silinir?


Bize yapma diyenlerin mi, yoksa bizlerin mi? Cevap bile vermeye gerek görülmeyen bir durum. Uçurtmanın ucunda ip bile olsa havada iken özgür gözükür. Bir dostunun uçurtmayı tutması gerekir. Sen de biraz ileride avucun ip dolu koşturmaya başlarsın. Uçurtmayı bırakan hayran hayran seyrine dalar, gözlerini gökyüzüne armağan eder. Bir daha ki sefere ipi kendi avucunda hissetmek ister. Devir teslim.

Bir insana niçin aşık olunur? Iyi ki tarifi yok, yapay aşkların arasında kalırdık. Aşka inanmayanlar var. çok normal. Nasıl karşısındakini sadece kadın ya da erkek olarak görenler olduğu gibi.



Anasının karnındaki çocuğun cinsiyeti insan olur mu?


Sevgilim, beni duyuyor musun? En azından okuyorsun. Bazı küçücük dokunuşlar nefes olur hayatın yorgunluklarına. O dokunuş yapılmasa kimse kızmaz. Ama yapıldığında yürek dinginlikleri verir insana. Ben sana sabahları mesaj yollamasam, bana mesaj yollamıyor diye kimselere şikayet etmezsin. Ama mesajımı aldığında yüzünde hafif bir tebessüm oluyorsa, işte demek istediğim o. Küçük dokunuşlar hayatı kolaylaştırır, aşkı anlamlaştırır. Senin içine sigara içme isteği kapıdan girmeden ben sana sigaranı yakıp verdiğimde, düşündüğümü değil düşüneceğimi biliyorum diye mutlu oluyordun. Işte bunu söylüyorum. Insan bazen kelimeleri ağzından çıkarmak istemez, sevdiği hissetsin, tepki versin ister. Hissetmezse ne olur? Belki, hiçbir şey olmaz. Ama önem vermeye vermeye önem kelimesinin sözlükten çıkmasına neden olacak insanlar.


Biz, birbirimiz için önemliyiz…


15.01.1999

13 Ocak 1999 Çarşamba

saklambaçta kurt olsanız kimi kurtarırsınız?


















ksb


Bedenimin içine sıkıştırılmış bütün öbjeleri dışarıya kusmak istiyorum. Gerekirse lağman yapsınlar ve kurtarsınlar beni bu derin objelerden. Kimin kararı ile bu bilince sahip oluyoruz ? Bütün bunları tek başına mı başarıyoruz ? Sıkılaştıkça zorlanacağına daha kolay alışır hale mi geliyoruz?

Ya ruhuma ne demeli… Alıp başını gidiyor. Hiç bana sormuyor, söylemiyor. Kim biliyor ruhumun nereye gittiğini ve hatta bazı geceler geri dönmüyor. Tamam modern yapılı birisiyim ama insan merak ediyor.
Nereye kadar çekebilirim? Gözümün alabilirliği boyunca geleceğe bakabilir miyim? Gelecek kolumuzun altında olsa daha mı rahat olacağız? hic.www.ruhlaralemi.com.plazma gibi dokunmatik ama yaşamamatik paylaşımlar sonucunda sürüyor hayatın tik takı artık. Çok şey değişti ama en çokta sanal paylaşımlara alıştık. Zaten yaşarken hakkını veremedikten sonra sanal olsa ne farkeder.

Bedenime geri dönelim. Bugünlerde kaba denilen ama aslında çok hassas olan derimde bir yaratık büyüdü. Literatürde çıban deniyor. Bir haftadır onunla birlikte düşüp kalkıyoruz. Belki de kıl dönmesidir. Her neyse, yabancı ve konuşmadığın biriyle sevişmek gibi onu hissetmek. O da arasıra içini boşaltıyor. Yazının peşinden gitmek, bazen insanın kendini elinden kaçırmasına sebep oluyor. O nedenle ne zaman yazmaya başlasam ruhuma bir halat bağlarım ve çok uzaklaşınca geri çekerim.


Günaydın diyen bir ses içeri girdi. Günaydın. Yaşamın satırları kopuk, cümleleri devrik hatta şifreli. Illaki uğraştıracak. Aslında ayşegül hep tatilde olsa ne güzel olur. Şu deli başımızı alıp attalara gidecek, gittiği yeri tanıyıp, insanlarla kardeş olup, hoş sohbetler peşinden koşturacak, gönül alma zamanlarında kendimizi kaybedecek soluk alan mekanlara kavuşamadık.


Hislerimizi kupon karşılığı bile olmadan paylaşmaya kalktığımızda apaçıkta kalıyoruz. Hisler, hissedilmiyor. Oyun bile oynanmıyor. Yoklar. Aşk ateşine no-frost yaklaşımlar söz konusu. Konunun umutsuzluklarla bir ilgisi yok. Şu anda aşığım. Ama aşkımızın ritmi huzur üzerine kurulmalı, kavga ile tanışmamalı, kendini kendinden uzaklaştırmamalı…


Önceleri kendimi kaybettiğimin bile farkında olmadan kayboldum, bazı geceler tek başına kaldığımda kendime inanamadım. Nasıl böyle bir yaşayan olduğumu, anlam çalışmaları yapmama rağmen anlamlandıramadım. Kayboldum, üstelik yolda kendimle karşılaştığımda farkettim kaybolmuşluğumu. Ama aşk beni bilinmeyenlere götürdü diye üstelemedim ve elbette bilinen yollar bulunurdu. Sevdiğim insan bu benle birlikte olmaktan rahatsız, sızılı, kızgın, üzgün ama umutluydu. Her ne kadar aşkın dingin sularına ayak sokmak istesede o da biliyordu aşkın hiçbir zamazingoya benzemediğini.
Ecel terleri döktük, birbirimizi kırdık, ikimizde farklı şekillere büründük ve hala aşığız. Ben, aşkın hiçbir satırını atlamadan yaşamanın, sevdiğim ise huzurlu bir aşk ortamının düşüncesindeydi. Aşk laftan anlamaz, kimseleri düşünmez, acısını en acı şekilde dokundurur, mutluluğu o acıyı bile unutturur. Ipi gerdik ve ayrı yerlere kıç üstü düştük. Kıçım başıma, başım kıçıma geçti. Ağzımdan osurdum, kıçımdan soluk aldım. Kendimden utandım, utanmama kızdım, senin bu yönünde bir yerlerinde yaşıyor ve gerekli gördüğünde başını uzatıyor dedim. Çok acayip, hatta yeni bir kelime türetmeli bu hissin anlamını verecek. Ben bunları yaşıyorum ve yaşatıyorum. Inanılası bir yer bulamıyorum. Ben bunları yaşadım. Bugüne kadar doğru yaptığım ne varsa, ben olmamı gerçekleştiren, hepsi püf. Ve bunları soluk aldığım sürece en çok sevdiğim insana yaşatan yine ben. Yıkıl karşımdan dedim kendime ve ağzımdan tek bir laf çıktı, aşığım. Iyi bok yedin de aşık oldun. Güzelim insanın duygularını kör ve topal düğüm yaptın, her seferinde ama aşığım dedin, eeeee. Haklıydım çünkü aşıktım. Bazı yepyeni duygularımın esiri olsamda, her geçen güne mutlulukla birlikte illaki birkaç sorunda sıkıştırsam da aşıktık. Öyleyse yüreklerimiz bildikleri yere geri gelene kadar acınında, mutluluğunda keyfini çıkarabilirdik.

Farklı olma iç güdüsü sıradan olanın tek düzeliğinden mi yoksa siyahın karşısında beyaz olma isteğinden mi? Bazen beyaz olduğunu bile bile siyah dediğim anlarda, farklı olma alışkanlığından olduğunu biliyorum. Ama içimde iki cinside bir şekilde anlayacak bir bölüm olması gerektiğine inanıyorum. Bazı noktalarda kadın gibi görebilmek bazılarında ise erkek düşüncesiyle bakabilmek. Her zaman kadınlarla içiçe olup, onların ve de bizlerin önce insan olduklarını düşünüp, birlikte yaşadığımız yuvarlakta ya da herhangi şekilde hayata anlamı birlikte vermenin daha keyifli ve gerçek olduğunu biliyorum. Bir insanın ne düşünebileceğini hissedip ona hissettiğini göstermek ve onun mutluluğunu yüreğinde görmek inanılmaz duygular toplamı. O zamanlarda kendim olabildiğine inanıyorum.


Saklambaçta kurt olduğunuzda kimi kurtarırsınız?


Hayatımızın uzunluğunu bilsek şimdiki benlerimizin neresinde oluruz acaba. Şu gün, haziranın 27 sinde 2009 yılı boyut değiştireceğini bilen tazecik bir kız çocuğu nelere önem verirdi? Birçok yapmayı istediğimiz kendi duygularımızı hep sonralara ertelermiydik? Öyleyse her kişi kendine bir tarih belirlesin ve tüm istediklerini doyasıya yaşasın. Kendi varlığımızı, sorunlarımızı, acılarımızı, kahkahalarımızı en iyi biz biliriz. Kendi yanlışımızı yapma şansına hepimiz sahip olmalıyız. Sunulan bir hayatın yaşam dakikaları örümcek ağlarına karışır. Bizim olan bir dakikanın bütün günü kurtardığı çok görülmüş bir vakadır…

1999

30 Aralık 1998 Çarşamba

lütuf












by GG


Yaz yağmuru düşüyordu kırçiçeklerinin yumuşak tenlerine ve tenlerinden toprağa ulaşıyordu damlacıklar, toprağın kokusunun dayanılmazlığı heyecanlandırıyordu yürekleri ve yaz yağmuru iki yüreğe dokundu,
bütün doğayı aşk kokuları heyecanlandırdı.
Sen ve ben canım sevdiğim, bir yaz yağmurunun heyecanlı ve hassas dokunuşuyla silkelendik, ayağa kalktık, sevda yollarında soluklandık ve bir yılın sonuna doğru yürek yüreğe yol aldık.
Biz doğalı bir yıl olmadı ama yılın sonu geldi. Ben derimki bir yıl daha bitiyor diye üzüleceğimize yıl başlıyor diye sevinmeliyiz.
Zaten biribirimizi seviyoruz.

Umulmadık bir anda umurlarım seninle doldu ve düştüm peşine. Kimi gün tümsekleri görmedim, tökezledim. Üstüm başım yara bere içinde kaldı.
Ama yüreğimi hep senin için özenle korudum. Seni sevdim.
Hem de çok sevdim. Hep de seveceğimi biliyorum.
Bunu bana kim bildiriyorsa…

İnanılmaz bir şekilde inanılır olmayı başarıyoruz. Kolay olmuyor biliyorum ama biz de kolay olmadık. Ne sen kolay kolay sen oldun ne de ben.
Belki yaşamın bizi özellikle yorduğunu düşündük. Ve yürek yüreğe bulduk biribirimizi. Bence bir lütuf bu. Bize, sana ve bana umulmadık bir lütuf.
Kim yaptıysa teşekkür ederim. Kısacık ikibin yılın sonuna bir kala sevdamız peşlerimizde fış fış kayıkçı yürekliliğle koşuyoruz inanılmazlığın inanırlığına doğru.

Sevdalı kadınım, bu söz başlar yüreğine doğru, dokunur yüreğine en sevecen haliyle, belirli bir süre soluklanır yüreğinde ve yola çıkar büyülü gözlerine doğru, orada büyülenir kalır bilinmeyen sürelerce.
Sonra dudaklar, boyun ve kulağın kesiştiği hassas kavşak, teninin dayanılmaz kıvrımları ve mutluluk çığlıklarımız yağar kırçiçeklerin üzerine.
Yeni yıl olduğun yerde bekle bizi. İki sevdalı yürek seninle birlikte hayatı keyiflendirecek. Sevdiğim kadınım hiçbir bakış, hiçbir ses, hiçbir görüntü, hiçbir ten, hiçbir bitiş ya da başlangıç yüreğimi yüreğinden koparamaz.
Şimdilik mutlu yıllar, daha sonra mutlu hayatlar, yeniden doğuşlar yeniden sevdalanmalar ve tam bir insan olup aşkın ara sokakları ya da çıkmaz sokakları dahil tamamında yürek izimizi bırakmalar ve sonsuz adı verilen duygular ülkesinde var olmalar.

Seni seviyorum.

30.12.1998

12 Aralık 1998 Cumartesi

mesaj










by GG

Mesaj 1 : Gözyaşlarımdan okyanus, heyecanımdan rüzgar yaptım, yüreğime yelken sapladım sana seyrediyorum. Her kalp atışımda sen oluyorum, sana günde beş vakit ibadet ediyorum.


Mesaj 2 : Azgın dalganın koluna girip, teninin serpiştirildiği kumsala med cezir oldum. Göçmen kuşa yüreğimi ekledim, senden başka yüreğe göç etmez oldum.


Mesaj 3 : Sonsuza kadar uzanan hayat soluksuzluklarında, teninde bir hayat öpücüğü, yaprakların arasından geceye gündüz olan gözlerine hayat dostu olan bir sevgili var.


Mesaj 4 : Bir yağmur damlası suya düştü mü halkaları büyür büyür sonsuza sarılır. Sana olan aşkımda yüreğime düştü, büyüyor büyüyor sonsuzluğu kucaklıyor. Günaydın canım.


Mesaj 5 : Sepserin ağaçların arasına saklanmış koyda mışıl mışıl uyuyan denizi kıskandıran tenine dokunmaya 29 saat 15 dakika kaldı canım sevdiğim, öpüyorum.


Mesaj 6 : İstanbul un üstüne bulutlar taşınmış, sevdiğim Istanbul dan uzaklaşmayı yarılamış. Benim peşimde deniz köpükleri, sevdiğimin imkansız gözleri uzakları görüyor sahipsiz.


Mesaj 7 : Günaydın sevgilim. Kimsesiz çocukları hayata bağlayan gülüşünün bütün yüzünde ve yüreğinde olmasını diler, seni fış fış kayıkçı oynamaya beklerim.

Mesaj 8 : Günaydın sevgilim. Henüz tadına bakılmamış bütün güzellikleri birlikte yaşarkende seni seviyor olacağım. En kısa zamanda titrek dudaklarında dirilmek niyetiyle…


Mesaj 9 : Günaydın canım. Yüreğimle tek başıma yollarda yürürken, ıhlamur çiçeği kokusuyla tanışmanın ulaşılmaz keyfi gibi seninle yaşamak, seni sevmek- hissetmek…


Mesaj 10 : Gece rengini şaşırmış, sevgilim evimizin soluğundan uzağa düşmüş, yatağım küskün bana annesi uzaklarda diye, yüreğim üşümüş içiçe geçemedik bu gece diye…


Mesaj 11 : Gecenin rengi sabaha saklanmış, aşık adam yatağında sensiz uyanmış, günün içine dalmış. En kıymetli hazinesini akşamın duruluğunda beklemeye başlamış.


Mesaj 12 : Sevdiğimle konuştum, ses tonunun tınıları yüreğimi acıttı. Seni öyle duymak yaralarımı kanattı. Biliyorsun seninim ama yinede seni anlıyorum, seni bekliyorum.


Mesaj 13 : Sevdiğim sana bütün kucaklarım, kırçiçeklerim, yarınlarım, anlayışlarım, bedenim, ruhum, gün doğumlarım, soluk alışlarım, yeniden doğuşlarım, seninim Sevdiğim delinim.


Mesaj 14 : Dünyanın bütün sabahları seninle birlikte uyansın, aşkımızı umutla bekleyenlerin üzerine doğursun ve Tenini tenimle bütünleştirsin, aşkımız Sonsuzluğun adı olsun.


Mesaj 15 : Dalganın koynuna sakladım kokumu sana ulaştırsın diye, iskeledeki martıyı okşadı dalga, martı kanat çırptı yüreğine doğru, kokum beyazlığında ve teninde…


Mesaj 16 : Ne bodrum un mavisi ne denizin inanılmaz senfonisi ne de tarihi oluşturan güzellikler…benim için tüm güzellikler sen sevdiğim.


Mesaj 17 : Bir martı aşık olmuş denize küsmüş uçmaz olmuş, kırçiçeklerinin sesi kısılmış güneş yolunu kaybetmiş. Martı sevdalısına sarılınca doğa ananın yüzü gülmüş.


Mesaj 18 : İstanbul a güneş öksüz doğdu, seni arıyor günün ilk sevgi ışıklarıyla okşamak için. Yüreğim yolunu kaybetmiş, ıhlara denilen bir yerde romeo olmuş…


Mesaj 19 : Aaahh her yerim ağrıyor. Şu anda hastanedeyim. Acilen ya da istediğinİz zaman gelİn beni çıkarın. Sonra sevişiriz. Aa bir antilop. Sus diyen hemşire ölmüş, hüzün var.


Mesaj 20 : Bİr sütyen olsam sana sıkı sıkı sarılsam kalp atışlarını duyarak uyusam. Sana dokunmak nefes almak, seninle yaşamak ölümsüz olmak…



Mesaj 21 : Bu gece armağan ettiğin kokunla yelken açacağım. Yüreğine kıvrılIp huzur içinde uyuyacağım. Gerçekten sana sarıldığımda rüyadan uyanacağım. İşte o zaman doğacağım.


Mesaj 22 : Gökten bir elma düştü iki yüreğe ayrıldı. Sen ve ben sevgilim gökyüzündeki birlikteliğimiz yeryüzünde devam ediyor ve hayata unutulmaz bir aşk ekleniyor.


1998-99

8 Aralık 1998 Salı

geldiler












by GG


Hiçbir şeyi düşünmeden, hiçbir eyleme kalkışmadan hatta gitme eylemi yapılmadan gidilecek bir yerde, bitkisel bir hayat sürmenin özlemiyle özlemler tüttüren, derken gün ışığıyla birlikte gecenin ortasına düşen, açıkgöz kıvamındaki gözlerini kaybeden insanlar topluluğunun nerede yaşadığını biliyor musun?

Bilmiyor musunuz, hiç açıkgöz değilmişsiniz. Demek ki kıvamınız tutmamış. Kıvam tutturucuların grevde olduğunu duymuştum, demek ki doğruymuş. Hiçbir şeyin, ağaçların bile düşürecek bir yaprağı yoktu ve sonbahar hüzünlendi bu duruma, kurumuş yaprakları kırmızıya boyayamadı diye. Sarı renkte artık sarı değildi. Yaşadığı renk üçlemesi nedeniyle nedenlerini kaybetti. Meğerse nedenleri gerçekleştiriyormuş sarı olarak görünmesini. Görüntüler sislendiler önceleri ama sis perdesi yıllık izindeydi. Yerine bakan arkadaşın adı sistem klasörüydü. Sis işlerinden anlamadığı halde bu göreve niçin verildiğini düşünmedi. Onun görevi düşünmemekti bu düzende. Düzen bir arkadaşı ile karmaşaya çaya gittiler. Çayları karıştırdılar ayran sandılar. Sandı denilen canavarlar çoğaldıklarında isimleri sandılar oluyor. Oluyorlar artık olmuyorlar. Güneşe bıraksak bile ham kalıyorlar. Ham, dibi görünmeyen ama sesi duyulan bir kuyuydu. Kuytularda seslenen bir kuyuydu. K harfi mahkemeye başvurup adını değiştirmek istediğini söyledi. Söylenen hiçbir şey alehte delil olarak kullanılamıyor artık. Artıkları değerlendirmek diye bir problemimiz kalmadı, çünkü artıklar çok değerlendi. Değer bilmez toplumların derileri ince olurmuş tırt dağının eteklerinde. Etekler havalandı iç çamaşırı bayramında. Beyazlar doksan renkliler altmış derecede güneşlendiler. Gün bir gün evlendiğinde güneş oldu. Oldu lular r leri söyleyemiyordu. Hiçbir söylemi olmayan insanlar yaşamlarını ayakta dikilip yakınlara bakarak geçiriyorlardı. Geçirilen herhangi bir hastalıktan sonra iyi olma hali meydana geliyordu. Sonunda geldiler. O kadar söyledim geleceklerini ama beni dinlemediler. Oysa haklı olduğumu biliyordum. Ama toplum kalabalıktı benden ve inanmadılar. Belki pişmandırlar sevgiye sevgi göstermedikleri için. Ama söyledim sevgi önemli diye, sevin sevilin, paylaşın diye. Ama olmadı ve geldiler.

08.12.1998

2 Kasım 1998 Pazartesi

aşj+1












by GG


Yürekler düşüyor gökyüzünden, bir havuzda toplanıyor, insanların ellerinde kepçeler topluyorlar, kimne s, kimne m, kimine l, kimine xl, kimine xxl…
Canımın niçin canlı olduğunu düşünmediğim, tenime yaklaşabilecek kadar güler yüzlü tenleri reddetmediğim, yarının ise beş harfli bir kelime olmasının dışında bana bir anlam ifade etmediği, birden çok insanla ilişkiler içinde olacağım bir kalabalığımla birlikte yüzlerimizde gülücükler açtırarak, şifalı suların altında yatarak topraktan gök tarafına doğru büyüyeceğimiz bir ortam umut ettiğim…
Üzerine birilerinin rakamlar yazdığı ve diğerlerinin sürekli peşlerinden koştuğu değer adı verilen değerlere teyet geçmediğim, serdar böyle yapmaz ya da yapmalı gibi meli mazlı takıları önümden resmi geçit yaptırmadığım, yüreğimde tomurcuklanıp yüzümden sevgi olarak yayılan sıcaklığa sonsuz güvendiğim, içimde ikamet eden duygularımı karşı yüreklere fırlattığımda bana doğru geri dönen ya da orada kalan bölümüyle beslenip toraman bir çocuk olduğum, ve yazılası sayfalarca dip not, sığ notlarıda buralara yazmadığım bir ben vardı düzenler yuvarlağında…
Ve,
İki kasım bindokuzyüzaltmışsekiz günü fırtına sonrası yoğun seslilik ortamında ınga dedikten sonra içime düşen yürek ile karşılaştığımdaki
dip ve sığ notlarım…

İyi ki doğdun
Umuttun
Gelecektin
Mutluluktun
Hayattın
Nefestin

Ve dört temmuz günü herkeslerden aldım seni, benim umudum, benim geleceğim, benim mutluluğum, benim hayatım, benim nefesim ol istedim…

Ve aşj+1, kimin yüreğinin gücü yeter herkesin anlayacağı bir tonda onu anlatmaya, kimi gün yordum yoruldum, kimi gün aşj+1ımı sundum…
Belirli olmayan bir yerde bir kafa saklı, o kafayı benim sakladığım söyleniyor ben de kabul ediyorum, peki nerede …
Ve akj+1, aşığım, senin yanında mutluluğun pofuduk bulutlarından aşağıdaki karmaşayı seyredip doyasıya seni yaşıyorum, yokluğunda aşağıdaki karmaşa ile aynı seviyede olup karmaşaya karmaşa eklemenin enerjisini yaşıyorum, belki bu nedenle seni hep yanımda istiyorum, enerji fazlamla seni çarpmayayım diye…
Ben de düşünüyorum senin ve benim her anımızı işgal etmeyelim diye ve biliyorumki o durumda daha da keyifli döneceğiz birbirimize, ama beni boş bırakmaya gelmeyebilir, fazla topladığım enerji ile çarpılabiliriz…
Özgürlük uğruna elimde olmayanları bile feda ederken senin esirin olmayı niye seçiyorum bilemiyorum ama seni seviyorum…

İşte böyle bir durumdayız ve aşj+1ımızın soluk alışı çok güzel, bir kuş uçumu uzakta olmak ya da uzaklarda olmanın önemi yok…

Sen+ben+biz = Aşj+1

02.11.1998