30 Eylül 2015 Çarşamba

ne için ?








ksb


misketlerimizi paylaşırdık. en sevdiğimiz kafalığımızı bile dostumuza verirdik. bütün mahallede bir televizyon vardı ve o evde toplanır hep birlikte seyrederdik. uzaklardan bir telefon geldi mi komşumuza, koşa koşa öbür mahalleye gidip heyecanla çağırırdık. gaz lambasının gazını bile paylaşıp karanlık gecelerimizi aydınlatırdık. şimdi aynı apartmanda aynı asansörde yerlere bakıyoruz. aynı ülkede birbirimize tehditler yağdırıyoruz ve birileri insanın mahallesinde, evinin önünde göz göre göre saldırıya uğruyor. yan mahalledeki kızlara bile bacımız diye bakmazken evimizinin önünde oturamıyoruz…


ne için ?


bizi büyüten annelerimiz, ninelerimiz bugün günlerde başın açık başın kapalı kavgasını komşularıyla yapıyorsa ki hepsinin başında kendince örtüsü var ve onların masalları ile büyüdük ki eskiden bir komşunun tenceresinin boş olduğu biliniyorsa her komşu sırayla belli etmeden yemeğe çağırırdı…


ne için ?


dayak yerdik. beğendiğimiz kızın üç abisi varsa sırayla daha iyi dayak yerdik ama en büyük abi gelir anlatırdı. bak şimdi kardeşim, o benim değerli kız kardeşim ve onu korumak zorundayım. yoksa seninle bir ilgisi yok. aslında seni de severim. ama sen de kardeşimde daha küçüksünüz, seninde kız kardeşin olsa anlardın der alnımızdan öper, giderdi. dayağın bile bir anlamı vardı…


ne için ?


kimin evinde video varsa mahallenin bütün abazaları o evde toplanır almancamızı geliştirirdik. bayrak direğimizi gönderde dalgalandıra dalgalandıra sokaklarda dolaşırdık ama yine de 11 yaşında, 12 yaşında kız çocuklarına kardeşimiz hatta evladımız gibi bakardık. onca azgınlığa, doluluğa rağmen erkekden önce insandık…


ne için ?


mahalle takımları kurardık. kıyasıya maçlar yapar, acımasızca tekmeler atar, yenilenle sonuna kadar dalga geçerdik ama saklambaçta kurt olunca bize en çok gol atanı kurtarırdık ki hakkını verirdik. şimdi sevdiğimizi ebe yapıyoruz…


ne için ?


ihtilallerle büyüdük, aynı mahallede hatta aynı evde sağcı olduk solcu olduk, bir çok ölüm, işkence gördük, yüreklerimiz dağlandı. ama doğru ya da yanlış ama yine başkasının oyunu yüzünden birbirimizi kırdık. dünyaca kendi taraftarlarınca kabül görmüş ideolojiler için anlamsız ve derin ölümler, kayıplar yaşadık. bugün sadece bir nefes alanın hırsı uğruna bunlar olabiliyorsa, ne ideoloji, ne sağ ne sol, ne de güzel bir dünya hayali için değil sadece bir nefes alan faninin hırsı için bunlar yaşanıyorsa biz insanlığımızı, aklımızı, yüreğimizi ne zaman kaybettik ?




işte sevgili metinim, gül yüzlüm güleç bakışlım, az görüp, çok az paylaşıp yüreğim de müstesna bir duyguya sahip olan yürek güzelim, sana göz yaşlarıyla satırlar doğuracağıma sensiz böyle bir sabaha uyanıp, dellenip kimsenin okumayacağı satırlar yazmak zorunda kaldığım bir dünyadayım…

seni seviyorum…


01.10.2015

24 Eylül 2015 Perşembe

iyi bayramlar...













bir kadın sevdim...


ama önce insanlığını sevdim. kendi insanlığımdan utandım. yüreğinde biriktirdiği iyiliklere inanamadım, unutmuştum.
çocuk bayramında ilk defa gördüm, ilk defa çocuk heyecanındaki elini tuttum, merhaba dedim. artık eskisi gibi sığ olmayacak hayatıma 23 nisanda merhaba dedim. mesafeliydi ama gözleri yakındı. kelimeleri doğru zamanı bekliyordu ama cümleleri konuşkandı. hata yapmamalıydı ama sonuna kadar da yaşamalıydı. hiç düşünmeden tanımadığım bir gündüzü gece sonrasına taşıdım. gülmesi belki zordu ama güldümü gerçekten gülüyordu, güldürüyordu. dışı kapalıydı ama içi bir o kadar samimiydi. sevdiğim bir dostumun hayat armağınıydı...

istanbul sabahından istanbul rakısına kadar çok keyifli bir sonsuzluk paylaştık. laz taksici abi ile evine bıraktım. kahve içmeye çıkmadım. zamanı ona bıraktım, aramadım. sığlığıma çekildim, tık nefesimi almaya devam ettim. nasılsa arar diye düşünmedim, çünkü hiç bir şey düşünmüyor, hiçlİiğimde yaşıyordum. aradı, çok yoruldum bu akşam bir programın var mı dedi, yoktu. çok uzaklardan gelmiştik, deniz kokusunda buluştuk. ben konuşmam derdi ama en az rakı kadar konuştuk. kalktık. tekne direklerinin gece gölgesinde hiç beklenmedik bir anda belki de en doğru anda dudaklarımız kucaklaştı, imkansızdı. o kendi hayatında mutluydu, hiç kimseye hele bir erkeğe ihtiyacı yoktu. ben kendi hayatımı dibinin en dibine kadar yaşamış, köşeme çekilmiş, doymuş, bıkmış ve en az yalnızlığım kadar kalabalıktım. güneşi birlikte doğurduk ama şaşkındık. ne yaptığını bilen ama ne yapacağını bilemeyen ruh halindeydik. konuştuk ama konuşmadık. ikimizde kendi alanlarında rahattık ve bambaşka bir alana girmeye yerimiz yoktu. ama yüreklerimiz çarpışmıştı. aklımız başımızda değil yüreğimizdeydi ama biz daha bilsekte bilmiyorduk. çıktım, o güvenli alanında kaldı. çok sürmedi, sokakta buluştuk. artık eskisi gibi değildi hem de hiç ama hiç değildi...

en uçlardan yürek içine düştük. bir erkeğe bir kadına ihtiyacımız yokken içiçe düştük. gerek var mıydı, huzurunu riske etmeye gerek var mıydı ? aşktı. daha bilmesekte aşktı. ve dere yatağına yapIımış hayatı yıkar geçerdi. aşktan, ilişkiden vazgeçeli çok ama daha çok yıl olmuştu. her boku yaşayıp, hayatı katlayıp bir kenara koymuştum. İlişkiyi bırak el bile tutmak istemiyordum. ama teslim oldum, aşka teslim oldum, sadece onun oldum. o kadar güzeldi ki, o kadar değerliydi ki hiç kimse başka bir şey yapamazdı...

ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk ama yüreğimizden girip yüreğimizden çıkıyordu, devam ediyorduk. iki yürek bir olunca dünyanın seyran olmayacağını biliyorduk ama duramıyorduk. birbirimize en kıracağını bildiğimiz sözleri bir nefes kadar kolay söyleyip yine sarılıyorduk. hadi ben her zaman aşk nefes aldımı yüreğimi dinlerdim ama o da güçlü duruşunun, kararlığının yanında o da duramıyordu, duramıyorduk. ne yaşarsak yaşayalım, ne yaşayamazsak yaşayamayalım birbirimizden gidemiyorduk, aşıktık.

ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk. her söylediğimizden sonra daha da aşık oluyorduk. doğrular ile yaşayan dünya güzelini bile olmayacak hayallere inandıracak kadar da kötüydüm. bir çok detay yazabilirim. neden bu kadar uzak olduğumuzu anlatacak ama yazmayacağım. sevdim. delileri kıskandıracak kadar aşık oldum. sadece onun için nefes alıp sadece bu insafsız hayatta onun için yaşayacağımı anladım, yüreğime kazıdım ama ben kadar olduğum için en sevdiğim insanı, en sevdiğim kadını, en sevdiğim çocuğumu mutlu edemedim. mutlu edemediğimi bile bile gidemedim. en değer verdiğim insanı üze üze yanında kaldım. hem kendimi hem de sevdiceğimi kördüğümlerde yaşattım.

ama seviyordum. şiirler yazıyordum. onun yanında sabaha merhaba demek için yaşıyordum. iyi bok yiyordum. en değerlimi mutlu bile edemiyordum. kotoydum. yaşadığım yarım asırım vardı. herkesi düşünürdüm ama en sevdiğimi mutsuz edecek kadar da öküzdüm. ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk ama gidemiyorduk. aşıkken sevdiceğimi mutsuz ettiğimde eninde sonunda giderdim, benim için sadece kadın değildi, en değerli insanımdı. onun için, en değerlimi mutsuz etmemek adına delliler ötesi aşıkken bile en sevdiğim insanı mutsuz etmemek anlamına yüreğimi kıçıma alarak giderdim. senden gidemedim. gitmeye çalıştım, gölgen kadar uzaklaştığımda bile sensizlikte kavruldum. gitmeliydim. en sevdiğimi mutsuz etmeye hakkım yoktu. ama kaldım...


onun için kendi adıma imkansız olan ama onun gözünden hiç bir şey olmayan bir çok eylem denedim, olmadı. hayat bana yalnız olmalısın cümlesini bir kere kurmuştu. en sevdiğimi üze üze devam ettim. bencildim. yürek benciliydim...


sevdiğimin hayalleri vardı ve hepsini birlikte yaşatabilmek umuduyla yarım asırdır biriktirdiklerimin kapılarını çaldım. aşığım, delileri kıskandıracak kadar aşığım. sevdiceğimle yeni bir hayata başlayıp sonsuzu kıskandıracak kadar onunla olmak istiyorum, ona, bize yaşamak istiyorum dedim. işte bunu yapıyorum, mutlaka başkasına yaptırıyorsunuzdur ama benden de fiyat alın, uygunsa yaptırın ki sevdiceğimi mutlu edebileyim dedim ama olmadı. fiyat alınma aşamasına bile gelemedim. kotoydum, güya çok seviliyordum, herkese koşuyordum, kötü gün dostuydum ama mutlu olma ihtimalimin bile dostu olmadığını gördüm. salak olduğum için yıkıldım. yıkıldığım için en değerlimi daha da mutsuz etmeye başladım. biriktirdiklerime üzülüp sevdiceğimi üzmeye devam ettim. yarım asırımın hiç olduğunu yalnızken biliyordum ama beni rahatsız etmiyordu. herkesin kendi sorunu kadar hayatımda olduğunu biliyordum ama dert etmiyordum. ben bu kadardım ve bu hayatı ben seçmiştim. nesli tükenen hayvanı rakı ile beslemeyi sevdiklerini biliyordum. kapım çalınır, dert anlatılır, nefes alınır, rakılar masaya vurulur ve gidilirdi. umrumda değildi. insandım, insanlar için yaşıyordum. verenaydım. bir gün bir şey istemek zorunda kalacağım aklıma gelmiyordu. hiç bir paylaşımımı para ile ilişkilendirmedim. çünkü babamın yaşadıkları nedeniyle bir hayat kararı almıştım. sadece kendime sahip olarak kendim kadar yaşamak yeterliydi. onun içinde koto olarak yaşamak yetiyordu. bilemedim bir gün aşık olup, sevdiğim değerli insanımı mutlu etmek için, birlikte mutlu bir hayat yaşamak için bir şeyler istemek zorunda kalacağımı ve hiç olarak yalnızlığım kadar kalabalık yaşadığım hayatımın bana bir merhaba bile demeyi çok gördüğü için yıkılalacağımı...


iyi bayramlar...


KAPALIYIM.

16 Eylül 2015 Çarşamba

çok yaşadım




















çok yaşadım.




bu hayatın fazlası oldum.


hayatta ne varsa gereğinden fazlasını yaşadım.
gereğinden fazla insan oldum. gereğinden fazla aşık oldum. gereğinden fazla dost oldum. gereğinden fazla dokundum. gereğinden fazla dinledim. gereğinden fazla anladım. gereğinden fazla gittim. gereğinden fazla bekledim. gereğinden fazla inandım. gereğinden fazla uzlaştım. gereğinden fazla bildim. gereğinden fazla düşündüm. gereğinden fazla dokundum.


gerek kim ki ?


bu hayatın azı olamadım.


hayatta ne varsa dibine kadar yaşadım.
sevildiğim kadar sevemedim. anlaşıldığım kadar anlamadım. dokunulduğum kadar dokunamadım. dinlendiğim kadar dinleyemedim. gelindiğim kadar gidemedim. beklendiğim kadar beklemedim. inanıldığım kadar inanamadım. bildikleri kadar bilemedim. düşündükleri kadar düşünümedim. dokunulduğum kadar dokunamadım.


gereksiz kim ki ?


çok yaşadım.


aşkı çok yaşadım. dost sevgililiği çok yaşadım. dostluğu çok yaşadım. bu hayatta ne yaptıysam aşırı doz yaşadım. fazla geldim. hiç bir zaman anlaşılamadım. sıradanın uzağına uzaklara uzak geldim. herkes gerekeni bilirken, yaşarken, gerekmeyenin de varolduğunu var ettim ama fazla geldim. sınırları içinde yaşayanlara önce hoş geldim, sonra karıştırdım, kendimden uzaklaştım ı hissettirdim ama kendileri değil başkalarıydılar.


kim kendisi ki ?



ben kimdim ki...


herkesin her konuda başkasının koyduğu bir limiti vardı. ben utanmadan limitsizdim. limitsiz dinledim. limitsiz anladım. limitsiz dokundum. limitsiz seviştim. limitsiz yürektim. teslim olmak ayıptı, acizlikti. ne aşka ne bir insana teslim olmak kendin olmamaktı. hiç kimsenin kendisi olmadığı bu düzenler yuvarlığında herkes teslim olmamaya yemin etmişti. halbuki teslim bayrağının rengi bile beyazdı. teslim olmak kaybetmek değildi, ilk defa çırılçıplak sevebilmekti.


kim çıplak ki ?



ben kimdim ki...


sadece rakı içen, her hayat sarhoş, her daim alkolik, hiç bir apoletini olmayan, düzene uyamayan ya da kendini düzdürmeyen, para kazanmadan nefes alabilen ama kimine göre jigolo kimine göre yancı olan, geleceği olmadan bugünü yaşayabilen, arabası olmadan yürüyebilen, mevkisi olmadan mevkisi olanlar tarafından mevkisi olan yalnızken kapışılan, parayı seven kadınlar tarafından bile bir gece de olsa parasızlığının keyfini yaşamak için görülebilen, unutulmuş bakışlara bir an bakılıp kendi imkansız hayatlarına dönülebilen, hayatın karşısında kral olup benim karşımda zayıflıklarını yaşayıp kralllıklarına geri dönülebilen, aslında ben ben değilim, yaşamak istediğim hayat bu değil diye sabahlara kadar konuşulup sabah kalmadığı yerden başlanabilen, her deliği kapatan birseksendört küçüklüğünde bir tapaydım, sadece kocaman vücutlarda bütün vücudun akıp gideceği küçücük bir delik açıldığında ona denk gelen bir tapaydım.


sıkıldım...


16.09.2015

31 Aralık 2014 Çarşamba

Aslında hayat bir sigara içimi…

 















ksb


Aslında hayat bir sigara içimi…




Sen daha hayata merhaba dememişken, baban ameliyathanenin önünde bir o yanı bir bu yanı ezberlerken ardından sigara dumanı kovalar. Dünyanın en değerlisi hayata ilk ıngasını bırakır. Bir doğuma bir sigara içimi…




En kırmızı gecenin mum kokuları altında vücutlar birbirine bilinmeyen karanlığın içinde havayi fişek patlamaları yaşatıp, bulutları tenlerinde sektirip, nefeslerini sonsuza çarptıra çarptıra yanyana devrildiklerinde üzerlerini sigara dumanı sarar. Bir şehvete bir sigara içimi…




Denizin kucağına oturtmuşken masayı, sol köşesine yakıştırmışken dolunayı, çırılçıplak ayaklarını bırakmışken dalgaya, içine yakamozlar dolmuş kadehi bir dost kadehe bir masaya vurmuşken hayatı, bir sigara yakarsın dost dumanlara karıştırırsın. Bir dostluğa bir sigara içimi…




Bütün biriktirdiklerinin dibi delik hayattan akıp gittiğini gördüğün 50 yaşında, arkana dönüp baktığın karanlıkta kaybolduğunda, düştüğün arafın sessiz duvarlarına çarptığında, kendine kalan son nefesi yüreğine alıp terk ettiğinde, kimsesiz kayanın üzerine oturup bir sigara yangını çıkarırsın. Bir terk edişe bir sigara içimi…




Aslında hayat bir sigara içimi…




Herşeyin sonsuzluğuna inanırız. Aşkımızı sonsuza yakıştırır, hiç bitmeyeceğini düşünür, nasılsa hep yanımızda elde var bir diyerek gereksizlerin peşinden koşarız ki o nasılsa bekler. Onun varlığını bilerek, onun dönüşte bekleyeceğini bilerek, onsuz gittiğimiz yerlerin keyiflerini keşfetmeye koşarız ki zamanımız sonsuzdur. O nasılsa evde, ben biraz daha geceyi kendime alayım, birkaç saatten ne olur biz sonsuzuz diyerek kendimizi ondan uzağa yakıştırıp bu hayatta ben de varım diyerek onsuz gecelere akarız. Onun bir dakikasının güzelliğini fark etmeyip tanımadıklarımızın saatlerine koşarız, sosyaliz. Aşkımızı sonsuza yakıştırıp bir gece eve döndüğümüzde yalnız odaları rehber eşliğinde gezdiğimizde, onsuzluğun kokusunu içimize çekip boğulduğumuzda, bir de bakarız ki sonsuz değilmiş, aşkında bir ömrü varmış. Şimdi yanımda olsaydı, ona sarılsaydım, ben ne yaptım diyerek acı bir sigara içeriz, dumanını içimizden çıkaramayız. Bir aşka bir sigara içimi…




Dünyanın en değerlisini ona değil kendimize bile sormadan hayata ekleriz. Artık sonsuz mutluluğumuz o dur. İlk doğum gününe toplantıdan çıkamadığımız için geç kalırız. İlk kelimesini yapmamız gerekenler yüzünden türki cumhuriyetlere duyururuz. Ona gelecek sunmak için koştururken dokunmadan yanından geçeriz, senin için senin için diye bağırarak. En son model telefonu alıp en derin sorununa mesaj atarız. Ne yaptığını bilecek zamanımız olmaz, ne sevdiğini bilmeyiz. Kafamızda bir toplum rekabeti vardır ve o ne yapmayı gerektiyorsa yaparak, yaptırarak mutlu ettiğimizi düşünürüz. O bizim sonsuz mutluluğumuzdur ve onu bile mutlu edemeyip, sana her şeyi aldım, seni görecek sana dokunacak zamanım olmasa bile senin için yaşadım diyerek bir de kızarız. Sonra bir bakariz ki tanımadığımız, sonsuz zannettiğimiz biri hayatımızdan bir şekilde çıkmış, gitmiş. İki elimiz başımızdayken kayıp yıllara bir sigara yakarız. Bir evlada bir sigara içimi…




Her derdimizde ona koşarız. Göz yaşlarımızı içine akıtırız. O bizim sonsuz sorun çözücü dostumuzdur. Her kötü günümüzde yanımızda olduğu için iyi günümüze yakıştıramayıp, kötü olabileceğini yüreğimize anlatamayız. Bir şeye ihtiyacı olduğunda karşımızda sessiz durduğunda duymayız. Çünkü kulağımız yüreğimiz bağıranları duymaya ayarlıdır. Bir gün yine dertleniriz ve sonsuz dert ortağımızı araf da görürüz ve de kızarız, ne işin var orda sana ihtiyacım var deriz ama sesimizi duyuramayız. Kaybedişimize bir sigara yakarız, yüreğimizi ısıtırız. Bir kaybedişe bir sigara içimi…




Aslında hayat bir sigara içimi,
Yeni yılda, hayatta, keyif sigarası tadında yaşayın.


31.12.2014

10 Aralık 2014 Çarşamba

Uzağız.















ksb

Uzağız.
Bir merhaba nasılsın diyemeyecek kadar uzağız. Kim için yaptığımızı bilmediğimiz yapmamız gerekenler yüzünden sevdiklerimizin yüzünü göremeyecek kadar uzağız. Yapmamız gerekenler görmemizi, dokunmamızı, anlamamızı, hissetmemizi, düşünmemizi engelliyor. Herkesin bize her şeyi yapmasını istiyoruz, biz sadece kendimizi değerli zannediyoruz ve içimizden geçeni bile görmüyoruz. Kendimizi bilmediğimizden empatiden de bi haberiz. Bizim her yaptığımız doğru, başkaları her zaman yanlış. Başkalarının karşılık beklediği için iyilik yaptığına inandığımızdan iyilik bile yapmıyoruz. Uzağız, en az kendimiz kadar sevdiklerimize de uzağız.




Binmişiz bir sahip olma hırsına, sevdiklerimizi bombalayarak hedeflerimize uçuyoruz. İnsanlığımızı kaybediyoruz, insanlara kızıyoruz. Bir merhaba, nasılsın diyecek yüreğimiz kalmıyor. Sabahın köründe x yere düşüp, bütün tanımadıklarımıza iki nokta üstüsteli parantezli günaydınlar dağıtıp, dumanı tüten kahve emojileri gönderip, ne yapsa ne koysa beğenip, sevdiğimize günaydın demeden, karşılıklı bir kahve içmeden, yüzüne gülmeden evden çıkıyoruz. Hiç bir yaptığını beğenmiyoruz. Sanalda yaşamaktan gerçeği unutuyoruz. Bize armağan olarak gelen dumanı tüten kahve emojisini görünce kahve içtik zannediyoruz. Sonra, binlerce insana günaydın dağıtan asansöre binince yere düşürdüğünü arıyor. Sanala o kadar alışmışız ki gerçek insandan korkuyoruz, utanıyoruz. Bir merhaba, nasılsın bile diyemiyoruz. İnsanlığımızı kaybediyoruz.





Uzağız. En az kendimiz kadar sevdiklerimize uzağız. Hırslıyız. Her şeye sahip olmak istiyoruz. İnsanların bizi sevmesinden değil de beni bu kadar kişi takip ediyordan mutlu oluyoruz. Hepimiz trendtopiğiz. Bugün kime dokundun ? Her şeyi istiyoruz. Bugüne kadar elde ettiklerin seni mutlu etti de onun için mi daha fazlasını istiyorsun ? Ne istediğimizi bilmiyoruz, popüler olan her şeyi istiyoruz. Sevdiklerimizle değil de ünlülerin yanına sığışıp onlarla fotoğraf çektirmeyi seviyoruz. İstiyoruz, her şeyi istiyoruz. Sevdiğinin elini tutmak yetmiyor, şu yerde tutunca ve paylaşınca değerli oluyor. Kendimiz için, sevdiklerimiz için değil de başkaları için yaşıyoruz. Başkalarının karşılık beklediği için iyilik yaptığına inandığımızdan iyilik bile yapmıyoruz. Bir merhaba, nasılsın diyemeyecek kadar yüreklerimizi kaybediyoruz.




Eninde sonunda dört kişiye ihtiyacımız var. Hayatımızın sonuna dört kol kalacak mı ?




Uzağız. Çocuklarımıza uzağız. Sen bir yere varamayan toplantılarda ve hep işten çıkış saatinden sonraya denk gelen toplantılarda hayat geçirirken, cama yapışmış çocuğun her otoparka araba girişinde havaya zıplıyor, oturuyor, zıplıyor, oturuyor, sonunda cama yapışık uyuyup kalıyor. Uzağız. Sevdiklerimize uzağız. Sevdiceğin erkenden kalkıp, seni uyandırmadan fırına gidip yeni doğmuş ekmeği alıp, yüreğinden hazırladığı kahvaltığı tepsiye sığdırıp yatağa getirdiğinde, günaydından önce niye çiçek yok sesini duyuracak kadar uzağız. Uzağız. Yakınlarımıza uzağız. Yakınımız hastanedeyken, ziyaretine gitmeyecek kadar, bir telefon edemeyecek kadar ve whatsapp dan iki kere nasılsın yazdım diye kendimizi rahatlatacak kadar uzağız. Bir merhaba, nasılsın diyecek halimiz kalmamış.




Bugün kime dokundun ?



Bazen bir merhaba iyi gelir, nasılsın ondan da iyi gelir. Sabah uyandığında aklında ve yanında sevdiğin olması güne gülerek başlatır, birlikte içtiğin günün ilk kahvesi sana akşama kadar kokusunu armağan eder, iyi gelir. Hayat kolaydır. Bir de sevdiğin varsa çok keyiflidir. Ona dokununca yaşadığını hissedersin. Sana bakınca kendinin dünya güzeli olduğuna inanırsın. Onun elini tutunca hayatın anlamını keşfedersin. Ama uzağız. Sevgililiği bile yürekten değil adetten yaşıyoruz. Ben bugün sana kaç mesaj yazdım diyoruz ama o mesajları bile yüreğimizden geldiği için değil adetten yazıyoruz ya da sevdiğin sana şu cümleyi kurunca, işe gidince hayata sadece o kadar kalıyorsun, yanıma gelince bile iş arkadaşlarınla telefonla iş konuşuyorsun cümlesini duyunca, ben sana bugün kaç mesaj attım diyebilmek için yazıyoruz. Adetten ilişkiler yaşıyoruz. Uzağız.





Madem sadece iş hayatında X mevkiye gelince, X arabayı kullanınca, X eve sahip olunca mutlu olacağımıza inandığımız için hırslıyız, sadece onu düşünüyoruz o zaman niye yanımıza sevgili, aile gibi takıları takmak zorunda hissediyoruz ? Tek başımıza yaşayalım, bizi mutlu edeceğine inandığımız toplum gücüne ulaşıp güzel harika yaşayalım. Popüler mekanlarda, şehirlerde gezelim. Akşam bizim gibi yaşayanla sevişelim, hangimiz sabah daha erken kaçacak iddasına girip bir de üstüne para kazanalım. Sevgiye değer verenlerin ağzına sıçmayalım. Çocukları cama yapıştırmayalım, sevdiklerimizi iki kişilik dokunuşlarda tek başına yaşatmayalım…






Bir merhaba, nasılsın diyemeyecek kadar yüreklerimizi kaybediyoruz.


Eninde sonunda dört kişiye ihtiyacımız var. 
Hayatımızın sonuna dört kol kalacak mı ?


10.12.2014

5 Aralık 2014 Cuma

Arsız çocuklar gibiyiz...













ksb



Arsız çocuklar gibiyiz. Ne görsek sahip olmak istiyoruz. Elde edemeyince de hayatta tepiniyoruz. Her şeyi istiyoruz, hiç bir şeyin hakkını veremiyoruz. Istihap haddimizi aşıyoruz. Tıka basa biriktiriyoruz, kusmuyoruz. Patlayamayan volkanlar gibi yaşıyoruz. En güzel arabayı alsak gözümüz yanımızdan geçen araba da, en güzel kadınla erkekle birlikte olsak aklımız ya daha iyisi varsa da, en güzel deniz kıyısında otursak ufkumuz okyanuslarda… Yaşadığımız hiç bir mutluluğu hissetmiyoruz. Başkaların kini, popüler olanı yaşamak istiyoruz. Bir bankta sevgiline sarılmış otururken, ona dokunduğun için sadece dokunduğun için yüreğin tam tam çalarken, dudağını dudağına armağan ettiğinde bank bulutlara doğru yol alırken, martılar bile size olan hayranlığından sağanak simit yağışıyla bile ilgilenmezken, aklın x mekanda otursaydık yer bildirimi yapardık da kalıyorsa martıları kandırıyoruz, duygularına yazık ediyoruz. Kadıköy balık pazarında oturmuş biranın yudumlarken, rokaların, yeşilliklerin ıslaklığında, çinokupu 10 lira yaptık abla seslerinde, renkmutlu tezgahların yansıma oyunlarında, gelip geçen insanların hayat adımlarında, ellerindeki poşetlerdeki akşam yemeği mutluluklarında keyif bulamıyorsan ve yüzündeki çizgileri sırtındaki küfede taşıyacağı yükten daha ağır olan adamın, kadınların yanına yaklaşıp, taşıyayım mı abla dediğini fark edip ve hala küfesinin boş olduğunu, cebine alacağı bozuklukları alamadığını görüp biramı niye burada yudumluyorum diyorsan, şimdi boğazda x yerde olmak vardı anasını satayım diye hayıflanıyorsan, ne içsen mutlu olamazsın, hayatın hiç bir adımının sesini duyamazsın, kaçırırsın, başkalarına kızarsın. Allahın japonu gelir, yüzündeki senin unuttuğun mutluluk ifadesiyle balık pazarının sesini kaydeder, rokanın yeşilini ezberler, her gördüğü kareyi hayatına keyifle eklerken, Kadıköy de doğanlar internetten alış veriş yapar…




Arsız çocuklar gibiyiz. Ne görsek sahip olmak istiyoruz. Elde edemeyince de hayatta tepiniyoruz. Her şeyi istiyoruz, hiç bir şeyin hakkını veremiyoruz. Istihap haddimizi aşıyoruz. Tıka basa biriktiriyoruz, kusmuyoruz. Mide bulantısı hapları alıyoruz. Dünyanın en güzel şehrinde yaşayıp sadece köprü trafiğini biliyoruz. Oysa her sabah, peşimizde martılar, beyaz köpüklerin kucağında, Haydarpaşa nın günaydınında, Kız Kulesinde yaşanan aşkın yürekbaşında, Topkapı sarayına sarılan Ayasofya nın gölgesinde, Hazerfan Çelebi nin kanatlarının altında, bir demli çay içimi zamanında bir kıtadan diğerine seyrediyoruz. Aklımızda sadece sahile demirlemiş demir yığınına binip buralardan gitmek kalıyor. Yaşadığın yerin, insanın hakkını verdin mi de gitmek istiyorsun ? İçinden geçtiğimiz güzellikleri görmeyip, dergilerde gördüğümüz başkalarının güzelliklerine gidemiyoruz diye üzülüyoruz. Her şeyi istiyoruz, ne istediğimizi bilmiyoruz. Neye sahip olsak yetmiyor, hep daha iyisi daha güzeli var. Kim kadar olduğumuzu bilmiyoruz, başkalarının mutluluğunu yaşayamıyoruz diye mutsuz oluyoruz. Bir bebeğin imkansız kokusunu bile unuttuk. Daha doğmadan, komşunun çocuğunun okuduğu okuldan daha iyisine göndermeyi planlayıp, bebeklerin bile kokusunu duymuyoruz. Herkesle rekabet halindeyiz. Aldığı maaştan, yanındaki adamdan kadından, evindeki eşyalardan, bindiği arabaya kadar her şeyiyle rekabet etmekten yanımızdaki sevdiklerimizi unutuyoruz. Seni seviyorum bile diyemiyoruz, emoji gönderiyoruz. Erguvanlar boğazı ne zaman boyar ? Her şeyi istiyoruz, elimizde ne var bilmiyoruz. Yaşadığımız hiç bir mutluluğu hissetmiyoruz. Gözümüz, gönlümüz hep başkalarında. Oysa görmeyi bilsek, dünyanın en yakışıklı, en güzel insanıyla birlikteyiz. Hissetmeyi bilsek, dünyanın en sıcak elini tutuyoruz. Anlamayı bilsek, dünyanın en değerli çocuğuna ebeveyniz. Bilmiyoruz. Gerçekten hiç bir bok bilmiyoruz. Sadece bildiğimize inanıyoruz, başkalarına kızıyoruz…







Arsız çocuklar gibiyiz. Ne görsek sahip olmak istiyoruz. Elde edemeyince de hayatta tepiniyoruz. Her şeyi istiyoruz, hiç bir şeyin hakkını veremiyoruz. Istihap haddimizi aşıyoruz. Tıka basa biriktiriyoruz, kusmuyoruz. Aynı biriktirdiğimiz insanları da kusamadığımız gibi patlayamayan volkan gibi yaşıyoruz.




Bir sağlama yapsanız, hayatınızda kimler kalır ?




Bence yapmayın. Yalnızlık korkutucu gelebilir. Bu güne kadar gelmişsiniz, devam edin. Size bir şey kazandırmaz, kaybolmalarının hiç bir şey ifade etmemesinden utanırsınız. Yakın bir sigara, derin bir nefes çekin, üflediğiniz dumanı seyredin. Yaşadığınız şehirin, kasabanın hakkını verin. Dokunduğunuz insanların hakkını verin. Aşk için yaşayın, aşkınıza yüreğinizi verin. Mutluluk içinizde, başkalarında aramayın. Bazen bir bankta bazen de en lüks restoran da. Neredeyseniz aklınız başka yer de kalmadan oranın mutluluğunu hissedin. Kimleyseniz aklınız başkasında kalmadan onun mutluluğunu hissedin. Mutlu olmak için sadece kendinize ihtiyacınız var. Bir de yanınızda sevdiğiniz varsa dünya sizin için döner…




Görüşmek üzere, kendinize mutlu bakın.



05.12.2014

4 Aralık 2014 Perşembe

Kimsenin gerçeği olmadım


















ksb


Herkesin hayaliydim, kimsenin gerçeği olmadım. Tam içlerindeydim, çok o kadar uzaklarındaydım. Her kelimelerini anlayandım, onlar için doğan her cümlem değerliydi, kendim için doğacak bir tek harfimin bile alfabe de yeri yoktu. Günler sürmedi, yıllar, yarım asır sürdü. Daha da bitmedi, sonuna ulaşılamayan anlayışlarımın daha sonu gelmedi. Gelse bile, suni teneffüs yapılıp, hadi kalk dinle, anla, çöz, rahatlat a kadar ulaşılırdı. Gün ışığında göz aldığımdan görünmeyendim. Karanlıkların hiç sönmeyen inatçı mumuydum, giderken üflenen, gelince yanmış olması beklenen. Bıkmadım. Bildiğim, yaşadığım buydu. Dinlemekten, anlamaktan, koşmaktan, yetişmekten bıkmadım. Benim için bir tik olmuştu. Nerede sorunlu bir beden, bir ruh görsem yüreğim atıyordu. Bir bankta oturmuş solgun bir nefes görsem yanına oturup içini kusmasını bekleyecek kadar yüreğim atıyordu. Hiç bir zaman da uzun uzun beklemedim. Tanımadığım bile olsa yanında oturduğum anda benim tikimi farkediyordu. Hayatının en önemlisini bana anlatıp tikime güveniyordu. Ben de şaşırmıyordum. Bunca yıl yaşamış, binlerce insana dokunmuş ve kimseyle paylaşamamış, benim farkedip yanına oturmamı beklemiş diye düşünmüyordum, dinliyordum. Anlattığı çıkmazı hakkında konuşup bir çözüm buluyordum ve sarılarak teşekkür edip gidiyordu. Arkasından seslenemiyordum, çünkü adını bilmiyordum. Benim çözümüm sayesinde bundan sonra ki hayatını değiştirdiğim insan adımı bile bilmiyordu. Belki bu satırları okursa, işte hayatımın dönüm noktası olan tikli insan buymuş der…




Şu anda aklım başka yerde kaldığı için oradan devam ediyorum. Bir sevdiğin iyi değilim diye mesaj atıyor, okuyunca heyecanlanıp hemen arıyorsun. Tanımadığım bir ses aradığınız insan cevap vermiyor diyor. Bir daha diyor, bir daha diyor, bıkmıyor bir daha diyor… Bu defa ben iyi olmuyorum. En azından konuşup sesine dokunmak varken çaresiz mesaj atıyorum ve teknoloji mesaj okundu diyor. Yine arıyorum ve tanımadığım bir ses aradığınız insana ulaşılamıyor diyor. Ve o anda merakıma, herhalde benim şu anımdan daha kötü değildir diyorum. Bıkmıyorum, yine arıyorum ve tanımadığım başka bir ses ya da bana öyle geliyor ve aradığınız insan başka biriyle konuşuyor ona gore sen kendini niye yoruyorsun diyor…Dokunmayı bir kez daha seviyorum…




Herkesin hayaliydim. Kimsenin beni gerçeği yapacak gücü yoktu. Hiç bir maddeye sahip olmama isteğimi sahiplenecek gücü yoktu ki en güzel, en popüler maddelere sahip olma gücü vardı. Hiç bir hırsımın olmamasını sahiplenecek gücü yoktu ki ulaşma isteğinin aklına bile gelmeyecegi maddelere sahip olma hırsı vardı. Yaşadığım bir baba hatırası nedeniyle para üzerine hiç bir ilişki kurmayacağım, sadece beni ben olarak sevenlerle yaşayacağım travmama sahiplenecek gücü yoktu ki paranın cazibesiyle hayatla sevişme gücü vardı. Herkesin hayaliydim, kimsenin beni gerceği yapacak isteği yoktu. Benim sorun anında asılınacak olan yürek kolumun olması herkese yetiyordu. Bu arada bütün bu satırları insanlar adına boşuna yazdığımı biliyorum. Sadece kendim için yazıyorum. Her zaman dudağımın arasından fırlamak isteyen harfleri özgür bırakmışımdır ve ancak öyle içimi boşaltmışımdır. Yani kendim için yazıyorum. Kendimi, kendimle rahatlatıyorum. Ne de olsa mastırbasyonun doktorosunu bitirmiş canlıyım. Benim gerçek olmama gerek yoktu. Kötüyken, yalnızken, bardağını birisine tokuşturmak isterken, kimseyi bulamamışken, yaşadığı acayip olayları kimseye anlatamazken, yaptıklarına bir anlam veremezken ve kendine yakıştıramadığı halde yapıp onu sıradanlaştırmak isterken, kocaman yüreğimin yanında küçücük kalan başka organımla geceleri sabaha denk getirmek isterken, kimseye anlatamam, beni yargılarlar ve hayatlarının dışına bırakırlar tadında yaşadıklarını paylaşmak isterken, bana en sevdiklerini emanet etmek isterken… benim gerçek olmama gerek yoktu. Nasılsa yanlarındaydım, nasılsa her göz yaşını sığdıracak yüreğe sahiptim, nasılsa bir harfine koşup yetişendim, nasılsa her hastalığına her zaman sıcak bir çorbam bulunurdu, nasılsa düğmeme bastıklarında bir kadın bir daha bastıklarında bir erkek oluyordum…




Herkesin hayaliydim, kimsenin beni gerçek olarak görecek birikmişleri yoktu. Nesli tükenen bir canlıydım, herkes benim gibi olmak isterdi ama olmamak için elinden bile gelmeyeni yapardı. Hayat sana güzel derlerdi, bir kaç adım ilerleyince beni yerden yere vurup güzelliğimi çirkinleştirirlerdi. Önce beni sevmeyenlerde olurdu. Ama çocukları beni çok sevdiği için bir şeyi var demek ki diyerek sevenler de olurdu. Eninde sonunda rakı ile beslenen bir beslemeydim. Bir psikolog kum saatine bastımı alacağı para aşağıda birikmeye başlardı. Benimse rakı saatim vardı, akar akar akardı. Zaten ak dı…




Sıkıldım.




Herkesin hayaliydim,         
Kimsenin beni gerçeği yapacak gücü yoktu.


Şunu da yazayım.
… yüreğim atıyordu… yüreğimi attım…




04.12.2014