5 Nisan 2016 Salı

karma kArıŞıK oldum















ksb


Karma karışık oldum. Uzaktaydım, yokluğunu nefesliyordum. Bitmemişti ama gitmiştik ki ne kadar gidebilirim? Yokluğunda varlığını hayal ederek yaşıyordum. Sensiz yatağımda sana sarılıyordum. Sensiz kahvaltılarımda sana bakıyordum. Sensiz yürüyüşlerimde ellerimde oluyordun. Sensiz deniz kenarlarımda yüreğime konuyordun. Alışmaya çalışıyordum. Bilmediğin bir dili aniden konuşmak gibi alışmaya çalışıyordum. Olmuyordu. Deliler ötesi özlerken rakılar pansuman olmuyordu. Yürek yaram apaçıktı, sensizlik akmaya devam ediyordu. Kendimle konuşup, alışacaksın, alışmalısın, yaşamalısın diyordum ama bir kulağımdan bile girmiyordu...


Karma karışık oldum. En uzağa gitmeye çalışıyordum ama bir yürek atımı ilerleyemiyordum. İçiyordum, uyuşuyordum, sızıyordum, içiyordum, uyuşuyordum, sızıyordum, içiyordum, uyuşuyordum, sızıyordum ama her defasında yine sana uyanıyordum ki bu ruh halini de severim, aşkın acısını her yerimde yaşamayı da severim. Bitmeyeceğini biliyordum ama sensiz nefes almaya devam etmem gerektiğinide biliyordum. Bana yaşattığın en kötü anları düşünüp kendimi en kızgın halime getirip bak işte diyerek soğumaya çalışırken bir gülüşün gözümün önüne geliyordu ve sana yanıyordum, olmuyordu. Senden ne kadar hızlı koşarsam koşayım yine sana varıyordum...


Karma karışık oldum. Aylar geçiyordu, sen geçmiyordun. Senden önce bıktığım, terk ettiğim hayata dönemiyordum. Hayatı eleyip, eleğimi hiç e asmıştım. Yüreğime girdin, hayat oldun, nefes oldun, sebep oldun, umut oldun, hayal oldun, gerçek oldun, gülüşü hayatım oldun. Senden önceki yok olan hayatıma dönemiyordum ki herşeyi terk etmiştim ama yokluğun yüreğimi dağlıyordu ve yok olan hayatıma dönemiyordum. Biliyordum belirsiz bir süre sonra kabullenecektim. Yıllar sürse bile kabullenecektim. Ama düğününde şahit bile olsam da devam edecekti. Ta ki o zaman geldiği zaman sensizlik kenara çekilecekti. Sana aşık olduğum için artık aşık olmama gerek yoktu. Eninde sonunda dost sevgililerime geri dönüp, boş ki boş yaşamaya devam edecektim. Tensiz gecelerin sabahında sokaklara düşecektim ama yaşayacaktım. Her şeyi yaşayıp bitirip, hiç kadar yaşamayı zaten senden önce seçmiştim. Öğrenebileceğim kadar öğrenmiş, bıkabileceğim kadar bıkmış, hayattan gidip kendi yarattığım boşluğumda yaşamayı sevinçle kabul etmiştim. Ama seni gördüm...


Karma karışık oldum. İnsanları teker teker hayatımdan atıp hiçliğime tekrar sarılmaya doğru ilerliyordum, senden önceme varıp, daha da hiç olmanın tadına varmaya koşmak için heyecanlıydım. İllaki bir şekilde yüzün yüzümün önüne gelip bana bakıyordu. Olmayacağını bile bile başlamış, olmayacağını bile bile yaşamış ve olmayacağını bile bile ayrılmışken bile gidemiyordum, senden bir milim öteye gidemiyordum ama gitmem gerektiğini biliyordum. Sadece yürüyor ve içiyordum. Hayat boyunca katlanmak için içerken bu defa unutabilmek için içiyordum ama bir hücrem bile ölmüyordu. Olsun içiyordum ve tansiyonum bile çıkmıyordu. O istediği hayatta, istediği avrupa şehrinde, istediği cafe de, istediği gölyazı da keyfi yerinde merak etme diyordum. Sen de dön hiçliğine kendin kadar yaşa diyordum. İnsandan bıkmıştım, hayattan bıkmıştım, dünyadan bıkmıştım ve hiç birinin bir hiç olamayacağını öğrenmiştim. Hiç e doğru en hızlı şekilde gitmeye çalışıyordum. Bu hayatta ne yaşanacaksa yaşayıp ve anlamsızlığın anlamına varmıştım ama bir türlü sensizliğe varamıyordum. İllaki bir şekilde bir yerden bana bakıyordun. Olmuyor be delican diyordum olmuyor işte kabullen koto kadar yaşa gitsin. Olmuyordu. Gidemiyordum ama eninde kendimde gideceğimi biliyordum. Hep gitmiştim. Beş sene de olsa gitmiştim. Zaten bu son diye başladın ve son oldu artık sadece kendine kaldın cümlesini mantra yapsam bile gidemiyordum ama eninde kendimde gideceğimi biliyordum...


Karma karışık oldum. Bak senin için insan olarak çok değerli ve insan olarak da çok seviyorsun, onun istediğini yaşayan bir canlı değilsin, onun istediği genel kültüre sahip değilsin, sen anda yaşarsın o dünde ve yarında, o sosyal medyada yaşar, orada gördüklerine gitmekten keyif alır sen sadece dokunarak yaşarsın ve adımların seni nereye götürürse oraya gidersin, o sahip olmayı sever sen hiç bir şey istemezsin, onun hiç bir şey yaşamamış genç kız heyecanı var sen hayatı eleyip eleğini hiçliğe asmışsın... bırak o bildiği hayatta mutlu mesut yaşasın bir aşk için onun düzenini bozma, ona kıyma çünkü senin için insan olarakta çok değerli ve onu insan olarakta çok seviyorsun...


Karma karışık oldum. Gidememiştim ama eninde kendimde gidecektim. Belli belirsiz anlarda dellenip bir tek o var nefes almaya değecek ve sen onu kaybettin diye tepinsemde eninde kendimde alışacaktım. 23 nisan dan beri bildiğini yine bil ve hiç dokunmamış gibi hisset ve artık koto ol cümlesi istendiği kadar tekrarlansa da olmuyordu. Altı ay geçse de an kadardı. Günlerdir girip bakmadığın ig ye baktın, bir fotoğraf gördün, aşk hastanede ona gidip iyi olduğunu görmem gerek dedin yollara düştün ve gördün. Bilmediğin, görmediğin aşık olduğun kadını ilk defa görecekmiş gibi heyecanla hastaneye girdin. Asansöre bindin yukarı çıktın. Kapıdan içeri girip gördün, aşık olduğun kadını ilk defa gördün...
Milyonlarca seni öpmek istedim, milyonlarca sana dokunmak istedim, milyonlarca seni kucaklamak istedim, yanına kıvrılıp bize uyanmak istedim ama tutuldum kaldım, adeta bir hasta ziyaretcisi oldum. Yetilerinden başlayıp imkansız yüreğine kadar öpmek için sana bakıyordum ama sadece sıradan bir ziyaretçi gibi durabiliyordum. Seni gördüm ve en az beş yıl daha senden gitmeye uğraşacağımı ve hala gidemeyeceği hissettim. Seni kucağıma alıp, olmayan evimize götürüp sana bir bebek gibi bakıp, koklayıp iyileştirmek istedim. Sadece ikimizin olduğu bir hayatta ve her anda yürek yüreğe mutlu olmak istedim. Ama ne yapacağını bilmez bir çocuk gibi kalakaldım. Ellerim hep sana dokunmak için deliriyordu ama havada kalıyordu. Pikeni düzeltirken çaktırmadan dokunup, batıkonu silerken dokunup yetinmeye çalıştıkça daha da delleniyordum. Tam karşında, adını aşk koyduğun değerlin tam karşında diye diye olmayan aklımıda bilinmeyene doğru gönderiyordum...


Karma karışık oldum. Ben ne yapacağımı bilmiyorum. Sadece sana aşık olduğumu ama seni mutlu edemediğimi biliyorum. Ben aklımla yaşayamıyorum hele ki seni gördükten sonra sadece yüreğimden nefes alabiliyorum. Sen benden akıllısın. Bu hayatın içinde aklınla yaşarsın. Ben artık seni gördüm, ben artık bilemem lütfen sen bil diyesim var ama en uygun olan anda ya da ne zaman olursa olsun farketmez oturup konuşalım, hiç olmadığımız kadar sakin olup oturup konuşalım ve ikimiz içinde en doğrusunu bulalım diyesimde var ama hiç bir şey de bilemiyorum...


Konuşalım...

05.04.2016

20 Mart 2016 Pazar

Her zaman kukla olduk















ksb


Her zaman kukla olduk. Ülke olarak, birey olarak. İplerimizi ileriye oynattılar, ilerledik. Yerinde saydırdılar, saydık. Geriye oynattılar, geriledik. Her zaman kukla olduk. Her defasında kendimiz yapıyoruz sandık. Onlar yüzyıllık planlarla oynadılar, biz bugünümüzü bile görmedik, ipimiz kadar oynadık. Her başa gelen kendim geldim sandı. Her başa getiren biz getirdik sandı. Başa gelirken ipini uzatan, geldikten sonra unuttu, ben başardım oldu. Onlar yüzyıllık planlarla oynattılar, biz bügünümüzü göremedik.



Her zaman kukla olduk. Sen parka giyeceksin dediler, giydik. Sen bıyığını aşağıya sarkıtacaksın dediler, sarkıttık. Düşmanımızı öldürüyoruz sandık, kendimizi öldürdük. Aynı evde doğmuş, aynı evde yaşayan, aynı kadına anne diyen, aynı adama baba diyen kardeşlerin birine parka giydirdiler diğerine bıyığını sarkıttırdılar, arkalarına yaslanıp kardeşi kardeşe vurdurdular. Saftık. Bildiğimiz, inandığımız doğrunun bizim olduğunu sandık. Her zaman kukla olduk, her defasında başka bir oyunda oynadık.



Her zaman kukla olduk. Her zaman kızacağımız birileri oldu. Kızdıklarımızla yaşıyorduk, kızdırtanlar uzaklarda. Taksimin göbeğine hamburgerci açıldı, önünde kuyruk olduk. Ülkeme bu bile geldi diye sevindirik olduk, annemizin köftesine küstük. O günleri unuttuk, demir perdeye hamburgerci açıldı, yakında yıkılır dedik. Biz daha önce yıkıldık ama koşuyoruz sandık. Önümüze ne konursa onu yedik, onu giydik, onu düşündük ve her şeyi biz başardık diye daha bir olamadan alleme i cihan olduk.
Her zaman kukla olduk. Oynatanlara değil en yakınımızdakilere yüklendik. Hep ortadan ikiye bölündik. Sağcı solcu, dindar dinsiz, mezhepli mezhepsiz... birbirimizi kucaklayacağımıza yumruklarımızı sıktık. Ne yaparsak yapalım hep kendimiz başarıyoruz sandık, iplerimizi farketmedik, başkalarının yazdığı cv lerimizi parlattık. Çok maaşlar aldık, çok şirketler kurduk, dünyaya bile açılamadık, birbirimizi kazıkladık. Gaz lambasıyla başladık, fiberle yetinmedik, burnumuzun dibini göremedik.



Her zaman kukla olduk. Aşk a inanmadık, dokunmaya inanmadık, sevmeye inanmadık. Sevdiklerimizden çok odalı gelecekler, çok hızlı araçlar, çok havalı fofoğraflar istedik. Önümüze ne konduysa hayatımızda o oldu aşkımızda o. Sevdiğimize değil, bize hayali kurdurtulan geleceğimize sarıldık. Kendi kendimize elde ettiğimizi sandığımız oynatanların sunduğu değerleri kaybetmemek için hayata sustuk, aşk a sustuk, biriktirdiğimizi sandığımız oynatanların değerlerini koruduk. Zaten gerçeği bilmiyorduk, sanala sıkı sıkı sarıldık. Zaten dokunmuyorduk, sosyal medya kadar yaşar olduk. Orada dokunduk, orada öpüştük, yapıştığımız bilgisayar koltuğundan kendimizi, ülkemizi kurtardık, kurtarmayanları sayfamızdan attık.



Her zaman kukla olduk. En iyi okullarda okuduk, bir harf öğrenmedik. En iyi şirketlerde çalıştık, bir gram öğrenmedik. Her şeyi bildiğimizi sandık, önümüze konulanla yetindiğimizi anlamadık. Ona kızdık, buna verdik. Buna kızdık, şuna verdik. Hiç bir şeyin değişmediğini anlamadık. İpimiz kadar nefes aldık, ipimiz kadar kazandık, ipimiz kadar yürüdük. Bazıları o kadar alıştı ki ipini tutmaya bile gerek kalmadı. Düşünmeden düşündüğümüzü sandık, sevmeden sevdiğimizi sandık, anlamadan anladığımızı sandık. Konu ne olursa olsun başkaları kadar olmak istedik. Kendi kadar olmak isteyenleri aşağıladık. Düzene uyamayan zavallılar olarak gördük ki düzülmek istemiyorlardı.



Neyse, uzun yazamıyorum, sıkılıyorum. Ben ipimi kestim, kendi odama yerleştim. Ben güç ile tanışmış biri değilim yani güçsüzüm. Herkese verecek kadar akılım yok sadece bana kadar var. Ben ancak kendini farkedecek kadar bir canlıyım. İnsanları peşimden koşturacak kadar havalı sözlerim yok, lider özelliğim hiç yok, sade birey, bir insan kadar nefesim var. Yaşadıklarım kadar düşünebiliyorum ve çok şey yaşadım ama bir insan boyu ilerleyemedim. Sadece insan olmaya çalıştım ama bırak hayatı her yerime dokunanlara bile bir harf öğretemedim. Yazdığım gibi güçsüzüm. Hazır insandan, hayattan, aşktan, dünyadan bıkmışken odama çekiliyorum, kestiğim ipimi yakıyorum. Size kolay gelsin.


20.03.2016

15 Mart 2016 Salı

Hayatarası sandıklarımı açtım.


















Hayatarası sandıklarımı açtım. 



Oyuncakçı dedenin masalları kokuyordu. En büyük mutluluğumuz iki taşın arasından gol atmaktı. Gazozuna oynardık ama içine hap atmazdık. Tek bildiğimiz öpücük Kiss idi ve onlarında yüzünü göremezdik. Horoz şekeri ile zambo karışımı renkli bir zarf buldum. Açmadım. Bebeklik adımlarımı sarmalayan beyaz ayakkabıların asılı olduğu kapıdan geçtim. Genç bile değildim. Babamı gördüm ki görmeyeli yirmi yıl olmuştu. İncecik dizlerine oturdum. Uzun saçlarımı bir sevgili gibi yaşlı ellerine doladı ki benden küçüktü. O zamanlar bilmediğim ben olan yüzüne baktım. Gözleri gülüyordu ve ben güldürüyorum sandım. Ben güldürüyordum. Evladı olduğum için değil de ben olduğum için beni seven ilk insandı. Belki kendine benzetiyordu ama beni ben olduğum için seviyordu. Hep hayatı anlatırdı. Atacağım adımların beni nereye götüreceğini bir masal gibi anlatırdı ama sen seçeceksin derdi. Akranlarım ne yiyeceklerine bile karar veremezken ben hayatımla ilgili kararları veriyordum. Bana normal geliyordu. Babam öyle öğretmişti. Bu hayat senin, ben sana bildiğim kadarını anlatırım ki çok şey biliyordu, bana sonsuz geliyordu ve sen kendi kararını verirsin diyordu. Bana sıradan geliyordu ama bırak geldiği günü gittiği günden yirmi yıl sonra bile bugün hiç bir evlada babamın bana kurduğu cümleleri kuran bir baba duymuyorum. İcatları vardı, soyadının hakkını verirdi ama insandı. Bana en büyük armağınını daha dizlerinde oturuken verdi, bu hayat senin, sen karar vereceksin.



Bir sigara yaktım ki içki iç ama sigara içme demiştin dizlerinde otururken.  Yaşasaydın yakmazdım. Yokluğun yokluk be baba ama yaşıyorum. Herkes gibi ben de kaybettikten sonra anlamları buluyorum. Senin anlamını... arkandan yazabildiklerimi bana gülerek bakan gözlerine haykırmak isterdim ama daha yeni yeni büyüyorum. Büyümeye, öğrenmeye, anlamaya değmeyecek bu düzenler yuvarlağında büyüyorum. Ben büyüdükçe sen de büyüyorsun ve sana suskun kelimelerime lanet olsun diyorum ama yaşıyorum. Sen öldün, ben yaşadım. Dostlarım öldü, ben yaşadım. Aşklarım öldü, ben yaşadım. Çocuklar öldü, ben yaşadım.


Sandığın geçmişindeki leblebi tozlarını üfledim. Dipsiz bir kuyu gibi duruyordu ama yaşanıp bitmişti. Yarım asırı içine sığdırmış ve hala yaşananlarını katlayıp istifliyordu. Ben an için yaşarken kimin için biriktirdiğini bilmiyordum. Ben bile açıp bakmazken yüreğime bakma gereği bile görmeyen biriktirdiğim  insanlar mı sandığım içindekileri merak edeceklerdi ? içinde hazine olsa tabi ki. Herkesin hayali oldum, kimsenin gerçeği olmadım cümlemi bana sık sık kim kurduruyordu ?
Rodi hala bugünkü yaşındaydı. Taka takalar hala dünkü sertliğindeydi. Tornetim son bindiğim gün gibi yaşını dondurmuştu. İnsanlık bildirgesi katladığım an ki izlerini saklıyarak duruyordu. Camlı teneke kutuların içindeki bisküvilerin kokusu ahşapa işlemişti. Macuncunun renkleri geçmişe disko topu olmuş dönüyordu. Odamın duvarını kapladığım posterlerdeki herkes ölmüştü. Limasollu naci plaklarım türkçe öğrenmişti. Elektrikli trenimin garında yandın çıkmıştı. Kafalığımın arkasına dizilmiş misketlerim önümde eğiliyordu. Kırmızı tavanını delmeye kıyamadığım ama deldiğim plastik arabamın rengi solmuştu ama beni gördüğünde heyecanlandı. Onun uğruna koşa koşa ameliyat olduğum pilli kırmızı vosvosum beni görünce göz yaşlarını tutamadı. İsim şehir oynadığım en son saman kağıdı sayfasının üzerindeki harfler yaşlanmıştı. Var a sahip olamazdık ama yok tan var ederdik oyucaklarımızı ve ne çok eğlenirdik. Reis den alınmış siyah rugan ayakkabılarımı dünyanın harikası olarak görüp nerdeyse öpüp koklayıp büyütesim gelirdi. Yumurtalık yapıp, küçücük parmaklarımızı içine sokup kaç kere sorumuzun cevapları saklanmıştı. Kaç kapak sonra sıktığım sarı sünger topumun saçlarına ak düşmüştü. Kendi kendine rüzgarla gol atan plastik topumuz jübile yapmıştı. Saklambaçta kurt olup sevdiğimi bilmeyen sevdiğimi kurtandığım günün akşamı kaybolmuştu.


Az her zaman çoktan iyidir, anlamı anlatır.
Anlayarak büyürsün, anlayarak yaşarsın.



Sıkılıyorum.
İçimde çılgın nehirden beter akan cümlelerimi dışarıya çıkarmaktan bile sıkılıyorum. O kadar çok şey anlattım ve anlattığımdan daha çok anlaşılmadım ki sıkılıyorum. Bir daha çıkmak istemediğim inişlerim var en dibi bulmak uğrana, insanlara hoşçakala. Kendi nehirimde kendime kaybolup kendime kalmak istiyorum. Biriktirdiklerime üzülmüyorum. İleride çok para etsin diye insan koleksiyonu yapmadım. Gördüm, duydum, dokundum içime aldım. İleride başına geçmek için dünyaya gelmedim. Bilmeden doğdum, insan olmanın anlamını bilmeye, yaşamaya kaldım. Dünyadan sıkıldım. Bilinenden, bilinmeyenden sıkıldım. Öğrenmekten, bilmekten, anlamaktan sıkıldım. Korkarım ki yazmaktan da sıkılacağım. Dört beş sayfa yazayım diye cümlelerime izin veriyorum ki o kadar bile çıkmak istemiyorlar. Şiir, ben anlamadan benden çıktığı için, daha daralamadan bedenimden ruhumdan ayrıldığı için.


Sıkıldım.



... Evladı olduğum için değil de ben olduğum için beni seven ilk insandı...
başka da oldu mu onu bile bilmiyorum.



15.03.2016

24 Ekim 2015 Cumartesi

insankolik…















insankolik…



bir zamanlar insankoliktim, paylaşa paylaşa oldum, alkolik.
bir zamanlar kadın severdim, paylaşa paylaşa oldum, jigolo.
bir zamanlar nefes alırdım, paylaşa paylaşa oldum, tımtık nefes.
bir zamanlar kotoydum, paylaşa paylaşa oldum, hiç.



bir güne bir ayı sığdırdım, yaranamadım, yandım. başucunda, yürekucunda, ayakucunda insanları bekledim, terlerini sildim, bakışlarını sildim, dokunuşlarını sildim, iyileştirdim, geldiğim yere yürüdüm. bu hayatta çok yürüdüm. çıkmazların içinden geçtim, karanlıkları sobeledim. bir bardak suyu paylaştım, sürahiyi yüreklere döktüm. rakıların diplerini masaya vurdum, bakışlarımı yüreklerine vurdum, dokunuşlarımı tenlerine vurdum, vuruldum. kabullendim. herkes kendi kadar, hayat geldiği kadar dedim, yürüdüm. girilmeyecek odalara girdim, çıkılmayacak odalardan çıktım. koto oldum, yuvarlak içindeki r yi başucuma kondurdum, dumadumadum. saklambaçta hep ebe oldum, hiç kurtarılmadım…



yaşadım. bildiğim kadar, kendim kadar. sabaha kadar eğlenenler uyanınca alkolik dediler ki içerim. sabaha kadar sevişenler uyanınca jigolo dediler ki sevişirim. dokunurken başka el mesafesinden uzaktayken başka göründüm hatta görünmedim. hepsini duydum, hepsini hissettim, hepsini bildim. yine de paylaştım. alkolik diyeni sonRAKI gece gördüm, içtik, eğlendik ve sabah yine uyandı, kendine uzaktı. jigolo diyeni sonraki gece yine gördüm, seviştik ve sabah yine uyandı, tenine uzaktı. paylaşırken, yaparken iyiydi de ki kimseyi aramam,uzaklaşınca niye kötü oluyordu bunu da kendime değil hem
aşağılayıp hem de başka aranacak, dokunacak kimseyi bulamayıp bana dokunanlara, bana kalanlara sormak lazım…


ama en değerlimsin cümlesini daha çok duydum. çünkü o yüze karşı söyleniyordu diğerleri arkadan. birisi arkadan konuşmayı seviyorsa önü yoktur. önüne koyduğu herşey yalandır. yaşadım. bildiğim kadar, kendim kadar yaşadım. hepsini duydum, hepsini bildim, duyduklarıma üzüldüm ama bu kadar kendilerini görmemelerine üzüldüm. aşağıladıkları insana muhtaç olmalarına üzüldüm. koto yu kime sorsanız bir çok söz duyarsınız. en güzeli en azından insandı olur. insandım. kimseyi hesaplamayacak kadar insandım. işletme okusamda işletemeyecek kadar insandım. gecelik faizim olmadı, yüreğim bağlı şimdi bozarsam değer kaybederim olmadı. nefes aldım, yaşadım, paylaştım. dibi gelmeyecek nutella olarak görüldüm. kaşıklandım, kaşıklandım, gittiler, geldiler, kaşıklandım, kaşıklandım… bitmeyecek zannettiler ki bitmiyordum. kavanozumun kapağını bile kapatmadan gittiler, geldiler, gittiler, geldiler ve bütün kilolalarının sebebi ben oldum…



yaranamadım. kimseden görmediklerini, kimseden dokunulmadıklarını ben de bulsalar bile yaranamadım. diğerleri kadar olmam gerekiyordu. fırsatını buldum mu sokmam, yerde yakaladım mı tekme atmam gerekiyordu ki benim de diğerleri kadar insan olduğum görünsün. her düşen kucağıma düştü. her ağlayan gözlerimden aktı. her yaralanan tenimde pansumanlandı. her şeyim ortadaydı ve hepsine hepsini al gelmişti. gelsin, önemli değildiydi, insankoliktim. insan olmayı sevdim, alkolik oldum. sevişmeyi sevdim, jigolo oldum ki kimseyi aramam…



kavanozumu yüreğimle yıkadım, kaşıklanmamış yaptım. yüreğimi içine akıttım, kapağını sonsuza döndürdüm, bilinmeyene attım. şimdi bana dokunanlar, kaşıklayanlar aslında olmayanı kaşıklıyor. hala var zannediyorlar, yok. yokluğu kaşıklıyorsunuz ama hala da doyuyorsunuz ve tabi ki bütün kilolarınız hala benden. anlatabildiğimi de sanmıyorum ama yazıyorum. içimde biriken hiç ancak satırla dökülüyor. yalnızlığım ancak cümlelerimle anlamlaşıyor. gecelerim ancak harflerimle yıldızlanıyor. kimseyim, hiçkimse. gördüğünüz, dokunduğunuz ben değilim, sizden arta kalan. yeni alkolikler, jigololar bulmanız lazım. ben bittim, kavanozumu yıkadım, bilinmeyene kaldırdım.




dinlemeden yaşanmaz diyordum, duyamıyorum. anlamadan yaşanmaz diyordum, bilmiyorum. dokunmadan yaşanmaz diyordum, dokunamıyorum. yüreğin olmadan yaşanmaz diyordum, yüreksizim. bir kalbim kaldı geriye onu da yürümek için kullanıyorum. hayatın bütün sokaklarında yürüyorum. kimseye kadar ulaşmayan bütün sokaklarda yürüyorum…




bir sigara, bir rakı yürüyorum.




evet, alkoliğim hem de jigoloyum. daha ne olsun. hayatın en eski mesleklerine sahibim ki hiç bir şeye sahip olmayı sevmem. daha vizitemi belirlemedim, peçetecim kim olacak belirlemedim. belirleyince, sosyal medyada paylaşırım ama kredi kartıyla çalışmam nakit çalışırım. arkam dönükken sağ tarafımdaki çekmecenin içine bırakırsınız. kapıyı kapatmanıza gerek yok o içinden insan geçmeyince kendi kendine kapanır…




su yolunu bulur, hadi bakalım…




bu arada iyiyim,
yürüye yürüye kendime varıyorum. beni merak etmeyin.



24.10.2015

18 Ekim 2015 Pazar

hayata, sevilmek için gelmedim.





















hayata,
sevilmek için gelmedim. kendi isteğimle gelip gelmediğimi hatırlamıyorum. beni hayata armağan eden değerlilerimi sevdim. anne baba, kardeş oldukları için değil insanlıkları için sevdim, yolda görsem yine severdim. onlar beni büyütürken bende onları yüreğimde büyüttüm…



seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. dinlemeyi, anlamayı, anlatabilmeyi, dokunmayı, farketmeyi, paylaşmayı seviyorum. hepsini kendim kadar yaşıyorum. içimden geliyor, birisinin dürtmesi gerekmiyor. insan seviyorum, canlı hatta cansız seviyorum. kimseyi mutlu etmek adına değil yüreğimden geldiği için yaşıyorum. kendim kadarım. üç sevdim bir sevildim derdim yok ama aşk başkadır yüreğim için. ben kendim kadarım, insanlar kendileri kadar ve hesap yapmaya gerek yok. içimde bunlarla doğmuşum ki hepimiz doğduk. beğenmişim, parlatmışım. kimse kadar olmak istemedim, bütün derdim hep kendimle oldu. tabi ki okuyup, görüp, dinleyip kendime eklediklerim var. hepsini kendi içimde karıştırıp kendimi ürettim ve hayatın içine bıraktım. dünü yarını düşünmeden an kadar nefes aldım. tek dokunabildiğim an dı.



seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. ilk defa gördüğümde aynı yıllardır hayatımda olanlarda aynı. yıllar gerekmiyor, an yetiyor. insanlara baka baka, dokuna dokuna görmeyi öğreniyorsun. bu ileride bana sokar ama beni geliştirir düşüncesiyle sevmene engel yaratmıyorsun hatta sokacağını bilmek bir keyif. yani aslında hayatta sürpriz yok, bakmasını bildikten sonra herşey aleni. nasıl olmayacağını bile bile aşık oluyoruz, kimi insanlarıda olmayacağını bile bile hayatımıza alıp olmayacağı görmek istiyoruz. bile bile yaptığımız halde kendimize yakıştıramadığımız için başkalarını suçlu ilan ederek rahatlamaya çalışıyoruz. çünkü her zaman kendimizin farkında değiliz. hayatımızdaki insanlarıda, işleride ya da ne varsa biz seçiyoruz. paraya ihtiyacım olduğu için bu işte çalışıyorum cümlesi benim için pek bir anlam ifade etmiyor. kendinden vaz geçeceğine bazı küçük zevklerinden vaz geçip daha az bir parayla istedeğin işte çalışabilirsin. ama düzenin bize pompaladığı, en iyisine layiksin, en iyi ev ki onun var senin niye olmasın, en iyi araba ki diğerinin var senin neyin eksik, laf kalabalıklarından kendimizi unutup başkaları kadar bile değil başkalarından fazla yaşamaya çalıştığımız için hep yorgunuz. bu benden akılsız hatta geri zekalı ama onun neleri var gibi binlerce durum yaratıp, zekamızla övüneceğimize bir geri zekalı olarak gördüğümüzün yerinde olmaya çalışıyoruz.


seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. aslında hayatın bu araları yazmaktan sıkılıyorum, hiç bir şey yapasım yok ve yapmıyorum da ama içimdeki harfler illaki dışarı çıkmak istiyor bende onları kırmıyorum. harfleride seviyorum ve armağınım olarak kabul ediyorum. seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. gitmeyi, kalmayı seviyorum. bulmayı kaybetmeyi seviyorum. dokunmayı yanmayı seviyorum. tutmayı bırakmayı seviyorum. düşünmeyi yıkılmayı seviyorum. aşkı seviyorum, aşk, seni seviyorum. yapmayacağım şeyleri yapmayı sevmiyorum. hayatın bu araları yapmayacağım şeyleri dünyanın en güzeli, en anlamlısı için yapmaya çalışma cüretkarlığını gösterdiğim için mutsuz ve kayıp olduğumu biliyorum. bir an için bile pişman değilim. iyi ki yapmayacaklarımı, yapamayacaklarımı yapmaya çalışmışım. iyi ki dünyanın en değerlisi için kayıp ve mutsuz olmuşum. son cümlemi yanlış anlamayın, başıma gelecekleri bildiğim halde yapmaya çalışıp yıkıldığım için kayıp ve mutsuzum, dünyanın en değerlisi yüzünden değil. ben de bile bile yaptım ve aynı hatayı içime alamayıp başkalarına kızma yolunu seçip, karanlığıma daldım. nedeni çok basit, yapmayacağım şeyleri yapmaya kalkıştım ki iyi ki güzel ki kalkıştım. çünkü yüreğimin sesini dinledim. olmayacağını, yapamayacağımı bile bile yüreğimin sesini dinledim. iyi ki dinledim, iyi ki kayıp ve mutsuzum. sigara alıp gelmem gerekiyor…


aldım, geldim, yaktım, kahvenin dumanına karıştırdım. aslında uzun zamandır kendime göre kayıbım ama son üç haftadır dibine sarıldım. yapmayacaklarımı yapmaya çalıştım tamam ama bu kadar da karşılıksız kalacağını düşünmemişim ya da tam tersi bildiğimi unutmuşum. tamam yüreğimi dinledim yaptım, hayatımdakilerin hepsini üçüne beşine bakmadan hayatıma aldım ama demek ki bir yerde bir umut bırakmışım. herkesin kendileri kadar olduğunu bildiğim halde bir yerde bir umut bırakmışım. bunun sebebi aşk değil, aşkın tarifi olan dünya güzelim hiç değil. her şeyi bildiğim halde araya bir yere bir umut bırakmam ki umuda gerek yoktur nefes alışlarımda, an içinde her zaman yakalanacak bir güzellik vardır. demek ki aşıkken sadece aşk ına hassas olmuyormuşsun hayata da hassas oluyormuşsun. uzatamayacağım. bu kadar yeter diye yazacağım. anlayanlar zaten bir satırdan paragraflara ulaşır ve anlamayanların zaten adı üstünde…


yorgunum.
geçen gün yazdığım satırların son paragrafıyla bitiriyorum.


artık sıradanım. aşk, sen aşksın. ne ben kimseye özelim ne de bana kimse özel. adım serdar değil koto değil sıradan. aşk, sen aşksın. kimseyi dinlemem, anlamam umut olamam, harf olamam, cümle olamam. kimseyi biriktirecek kadar yerim yok, içim boş. sifonumu çektim herkesi döne döne kendilerine gönderdim. telefonum açıldı, mesajlarım açıldı, çalınca açarım, gelince yazarım, buluşurum, içerim, özele diğere girmeden salakça ve sıradanca konuşup kahkahalarımı atar, masadan kalkar kendime giderim…



18.10.2015

14 Ekim 2015 Çarşamba

dizginliyorum harflerimi…

 












AB

dizginliyorum harflerimi…




bu durumdayken, ruhun bitmiş, paylaşımlarım çürümüş, bedenim içime kaçmış, kendimi hayata kapatmış haldeyken harflerim, kelimelerim, cümlelerim içimde tepiniyor, dışarı çıkmak için duvarlarımı yumrukluyor ve ben kıpırdamadan duruyorum, harflenmiyorum, seslenmiyorum…


içimdekilerin dışarıya çıkış hallerinden korkuyorum, harflerimin sıralanışlarından korkuyorum hatta hala birilerini kırarlar mı diye bile korkuyorum. bu kadar mı kendimden uzaklaşıp başkalarını içime biriktir mişim ? bu kadar mı onları üzmemek adına kendimi işkencecelere terketmişim ? bu kadar mı onları dinleyeceğim, anlayacağım, çözeceğim uğraşı içinde kendi harflerimi biraraya getirmekten çekin mişim ? kendimi kimsenin bilmediği bir hayat köşesinde bırakıp, sen burada uslu uslu otur, ben sana arasıra uğrayacağım demişim ?


zaten dünya kötü, yaşadığımız günler kötünün bile utandığı kadar kötü, sen kalkmış hala kendinin peşindesin haykırışları arasında kendim olmazsam hiç bir bok anlamıyorum, kendime dokunamadan kimseye dokunamıyorum, kendim anlamadan kimseye anlatamıyorum ifadelerenin gölgesinde başkalarının cümlelerini, özlü sözlerini paylaşamıyorum, içim zifiriyken ekranımı karartıp bir köşeden sallayamıyorum, ben kadar paylaşamadıktan sonra yüreğimi kendi ellerimle sıkıp bir köşede saniyesiz kalıyorum…


kim soktu içime bu insan sevgisini ? bu güne kadar dokunduğum binlerce insandan hangisi beni anlayarak karşımda oturdu ya da sadece onları anlamam yeterli miydi ? kendi gözyaşlarını yüreğimin en dibine akıtırken beni neden gözsüz zannettiler ? ihtiyaç halinde yüreğime asılanların neden kendi yürek kolları yoktu ? aynı olayı yüzlerce kez yaşayıp her seferinde yıkılıp karşımda anlatırken ve rahatlarken neden kimse, ulan yine aynı olayı yaşıyorum, aynı şekilde yıkılıyorum ve ne yaşadığımı anlayıp bir daha yaşamayacağıma yine aynı adamın karşısına dikilip anlatıyorum, bu adam da kim ? neyse sorular uzar gider…


şu anda hala harflerim, kelimelerim, cümlelerim içimde tepiniyor, en sert yumruklarını duvarlarımda kanatıyor ve bizi cımbızla seçme diye haykırıyorlar ama her parmağımda cımbız… benden insan olmaz, bu dünyanın tarifiyle benden nefes alan olmaz. hiç bir yerde olmalıyım…


içim dışım savaşından uzun yazamayacağım çünkü yazdıklarım yazabileceklerimin yanında görünmeyecek kadar ufacık ve neyse yazarak durum özetini paylaşacağım.


neyse, fark edenler etmeyenler önemli değil, kapalı olduğum, yürek kepengimi indirdiğim günlerin sonunda vardığım nokta.


artık sıradanım. aşk, sen aşksın. ne ben kimseye özelim ne de bana kimse özel. adım serdar değil koto değil sıradan. aşk, sen aşksın. kimseyi dinlemem, anlamam umut olamam, harf olamam, cümle olamam. kimseyi biriktirecek kadar yerim yok, içim boş. sifonumu çektim herkesi döne döne kendilerine gönderdim. telefonum açıldı, mesajlarım açıldı, çalınca açarım, gelince yazarım, buluşurum, içerim, özele diğere girmeden salakça ve sıradanca konuşup kahkahalarımı atar, masadan kalkar kendime giderim…


görüşürüz…


15.10.2015

30 Eylül 2015 Çarşamba

ne için ?








ksb


misketlerimizi paylaşırdık. en sevdiğimiz kafalığımızı bile dostumuza verirdik. bütün mahallede bir televizyon vardı ve o evde toplanır hep birlikte seyrederdik. uzaklardan bir telefon geldi mi komşumuza, koşa koşa öbür mahalleye gidip heyecanla çağırırdık. gaz lambasının gazını bile paylaşıp karanlık gecelerimizi aydınlatırdık. şimdi aynı apartmanda aynı asansörde yerlere bakıyoruz. aynı ülkede birbirimize tehditler yağdırıyoruz ve birileri insanın mahallesinde, evinin önünde göz göre göre saldırıya uğruyor. yan mahalledeki kızlara bile bacımız diye bakmazken evimizinin önünde oturamıyoruz…


ne için ?


bizi büyüten annelerimiz, ninelerimiz bugün günlerde başın açık başın kapalı kavgasını komşularıyla yapıyorsa ki hepsinin başında kendince örtüsü var ve onların masalları ile büyüdük ki eskiden bir komşunun tenceresinin boş olduğu biliniyorsa her komşu sırayla belli etmeden yemeğe çağırırdı…


ne için ?


dayak yerdik. beğendiğimiz kızın üç abisi varsa sırayla daha iyi dayak yerdik ama en büyük abi gelir anlatırdı. bak şimdi kardeşim, o benim değerli kız kardeşim ve onu korumak zorundayım. yoksa seninle bir ilgisi yok. aslında seni de severim. ama sen de kardeşimde daha küçüksünüz, seninde kız kardeşin olsa anlardın der alnımızdan öper, giderdi. dayağın bile bir anlamı vardı…


ne için ?


kimin evinde video varsa mahallenin bütün abazaları o evde toplanır almancamızı geliştirirdik. bayrak direğimizi gönderde dalgalandıra dalgalandıra sokaklarda dolaşırdık ama yine de 11 yaşında, 12 yaşında kız çocuklarına kardeşimiz hatta evladımız gibi bakardık. onca azgınlığa, doluluğa rağmen erkekden önce insandık…


ne için ?


mahalle takımları kurardık. kıyasıya maçlar yapar, acımasızca tekmeler atar, yenilenle sonuna kadar dalga geçerdik ama saklambaçta kurt olunca bize en çok gol atanı kurtarırdık ki hakkını verirdik. şimdi sevdiğimizi ebe yapıyoruz…


ne için ?


ihtilallerle büyüdük, aynı mahallede hatta aynı evde sağcı olduk solcu olduk, bir çok ölüm, işkence gördük, yüreklerimiz dağlandı. ama doğru ya da yanlış ama yine başkasının oyunu yüzünden birbirimizi kırdık. dünyaca kendi taraftarlarınca kabül görmüş ideolojiler için anlamsız ve derin ölümler, kayıplar yaşadık. bugün sadece bir nefes alanın hırsı uğruna bunlar olabiliyorsa, ne ideoloji, ne sağ ne sol, ne de güzel bir dünya hayali için değil sadece bir nefes alan faninin hırsı için bunlar yaşanıyorsa biz insanlığımızı, aklımızı, yüreğimizi ne zaman kaybettik ?




işte sevgili metinim, gül yüzlüm güleç bakışlım, az görüp, çok az paylaşıp yüreğim de müstesna bir duyguya sahip olan yürek güzelim, sana göz yaşlarıyla satırlar doğuracağıma sensiz böyle bir sabaha uyanıp, dellenip kimsenin okumayacağı satırlar yazmak zorunda kaldığım bir dünyadayım…

seni seviyorum…


01.10.2015