24 Ekim 2015 Cumartesi

insankolik…















insankolik…



bir zamanlar insankoliktim, paylaşa paylaşa oldum, alkolik.
bir zamanlar kadın severdim, paylaşa paylaşa oldum, jigolo.
bir zamanlar nefes alırdım, paylaşa paylaşa oldum, tımtık nefes.
bir zamanlar kotoydum, paylaşa paylaşa oldum, hiç.



bir güne bir ayı sığdırdım, yaranamadım, yandım. başucunda, yürekucunda, ayakucunda insanları bekledim, terlerini sildim, bakışlarını sildim, dokunuşlarını sildim, iyileştirdim, geldiğim yere yürüdüm. bu hayatta çok yürüdüm. çıkmazların içinden geçtim, karanlıkları sobeledim. bir bardak suyu paylaştım, sürahiyi yüreklere döktüm. rakıların diplerini masaya vurdum, bakışlarımı yüreklerine vurdum, dokunuşlarımı tenlerine vurdum, vuruldum. kabullendim. herkes kendi kadar, hayat geldiği kadar dedim, yürüdüm. girilmeyecek odalara girdim, çıkılmayacak odalardan çıktım. koto oldum, yuvarlak içindeki r yi başucuma kondurdum, dumadumadum. saklambaçta hep ebe oldum, hiç kurtarılmadım…



yaşadım. bildiğim kadar, kendim kadar. sabaha kadar eğlenenler uyanınca alkolik dediler ki içerim. sabaha kadar sevişenler uyanınca jigolo dediler ki sevişirim. dokunurken başka el mesafesinden uzaktayken başka göründüm hatta görünmedim. hepsini duydum, hepsini hissettim, hepsini bildim. yine de paylaştım. alkolik diyeni sonRAKI gece gördüm, içtik, eğlendik ve sabah yine uyandı, kendine uzaktı. jigolo diyeni sonraki gece yine gördüm, seviştik ve sabah yine uyandı, tenine uzaktı. paylaşırken, yaparken iyiydi de ki kimseyi aramam,uzaklaşınca niye kötü oluyordu bunu da kendime değil hem
aşağılayıp hem de başka aranacak, dokunacak kimseyi bulamayıp bana dokunanlara, bana kalanlara sormak lazım…


ama en değerlimsin cümlesini daha çok duydum. çünkü o yüze karşı söyleniyordu diğerleri arkadan. birisi arkadan konuşmayı seviyorsa önü yoktur. önüne koyduğu herşey yalandır. yaşadım. bildiğim kadar, kendim kadar yaşadım. hepsini duydum, hepsini bildim, duyduklarıma üzüldüm ama bu kadar kendilerini görmemelerine üzüldüm. aşağıladıkları insana muhtaç olmalarına üzüldüm. koto yu kime sorsanız bir çok söz duyarsınız. en güzeli en azından insandı olur. insandım. kimseyi hesaplamayacak kadar insandım. işletme okusamda işletemeyecek kadar insandım. gecelik faizim olmadı, yüreğim bağlı şimdi bozarsam değer kaybederim olmadı. nefes aldım, yaşadım, paylaştım. dibi gelmeyecek nutella olarak görüldüm. kaşıklandım, kaşıklandım, gittiler, geldiler, kaşıklandım, kaşıklandım… bitmeyecek zannettiler ki bitmiyordum. kavanozumun kapağını bile kapatmadan gittiler, geldiler, gittiler, geldiler ve bütün kilolalarının sebebi ben oldum…



yaranamadım. kimseden görmediklerini, kimseden dokunulmadıklarını ben de bulsalar bile yaranamadım. diğerleri kadar olmam gerekiyordu. fırsatını buldum mu sokmam, yerde yakaladım mı tekme atmam gerekiyordu ki benim de diğerleri kadar insan olduğum görünsün. her düşen kucağıma düştü. her ağlayan gözlerimden aktı. her yaralanan tenimde pansumanlandı. her şeyim ortadaydı ve hepsine hepsini al gelmişti. gelsin, önemli değildiydi, insankoliktim. insan olmayı sevdim, alkolik oldum. sevişmeyi sevdim, jigolo oldum ki kimseyi aramam…



kavanozumu yüreğimle yıkadım, kaşıklanmamış yaptım. yüreğimi içine akıttım, kapağını sonsuza döndürdüm, bilinmeyene attım. şimdi bana dokunanlar, kaşıklayanlar aslında olmayanı kaşıklıyor. hala var zannediyorlar, yok. yokluğu kaşıklıyorsunuz ama hala da doyuyorsunuz ve tabi ki bütün kilolarınız hala benden. anlatabildiğimi de sanmıyorum ama yazıyorum. içimde biriken hiç ancak satırla dökülüyor. yalnızlığım ancak cümlelerimle anlamlaşıyor. gecelerim ancak harflerimle yıldızlanıyor. kimseyim, hiçkimse. gördüğünüz, dokunduğunuz ben değilim, sizden arta kalan. yeni alkolikler, jigololar bulmanız lazım. ben bittim, kavanozumu yıkadım, bilinmeyene kaldırdım.




dinlemeden yaşanmaz diyordum, duyamıyorum. anlamadan yaşanmaz diyordum, bilmiyorum. dokunmadan yaşanmaz diyordum, dokunamıyorum. yüreğin olmadan yaşanmaz diyordum, yüreksizim. bir kalbim kaldı geriye onu da yürümek için kullanıyorum. hayatın bütün sokaklarında yürüyorum. kimseye kadar ulaşmayan bütün sokaklarda yürüyorum…




bir sigara, bir rakı yürüyorum.




evet, alkoliğim hem de jigoloyum. daha ne olsun. hayatın en eski mesleklerine sahibim ki hiç bir şeye sahip olmayı sevmem. daha vizitemi belirlemedim, peçetecim kim olacak belirlemedim. belirleyince, sosyal medyada paylaşırım ama kredi kartıyla çalışmam nakit çalışırım. arkam dönükken sağ tarafımdaki çekmecenin içine bırakırsınız. kapıyı kapatmanıza gerek yok o içinden insan geçmeyince kendi kendine kapanır…




su yolunu bulur, hadi bakalım…




bu arada iyiyim,
yürüye yürüye kendime varıyorum. beni merak etmeyin.



24.10.2015

18 Ekim 2015 Pazar

hayata, sevilmek için gelmedim.





















hayata,
sevilmek için gelmedim. kendi isteğimle gelip gelmediğimi hatırlamıyorum. beni hayata armağan eden değerlilerimi sevdim. anne baba, kardeş oldukları için değil insanlıkları için sevdim, yolda görsem yine severdim. onlar beni büyütürken bende onları yüreğimde büyüttüm…



seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. dinlemeyi, anlamayı, anlatabilmeyi, dokunmayı, farketmeyi, paylaşmayı seviyorum. hepsini kendim kadar yaşıyorum. içimden geliyor, birisinin dürtmesi gerekmiyor. insan seviyorum, canlı hatta cansız seviyorum. kimseyi mutlu etmek adına değil yüreğimden geldiği için yaşıyorum. kendim kadarım. üç sevdim bir sevildim derdim yok ama aşk başkadır yüreğim için. ben kendim kadarım, insanlar kendileri kadar ve hesap yapmaya gerek yok. içimde bunlarla doğmuşum ki hepimiz doğduk. beğenmişim, parlatmışım. kimse kadar olmak istemedim, bütün derdim hep kendimle oldu. tabi ki okuyup, görüp, dinleyip kendime eklediklerim var. hepsini kendi içimde karıştırıp kendimi ürettim ve hayatın içine bıraktım. dünü yarını düşünmeden an kadar nefes aldım. tek dokunabildiğim an dı.



seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. ilk defa gördüğümde aynı yıllardır hayatımda olanlarda aynı. yıllar gerekmiyor, an yetiyor. insanlara baka baka, dokuna dokuna görmeyi öğreniyorsun. bu ileride bana sokar ama beni geliştirir düşüncesiyle sevmene engel yaratmıyorsun hatta sokacağını bilmek bir keyif. yani aslında hayatta sürpriz yok, bakmasını bildikten sonra herşey aleni. nasıl olmayacağını bile bile aşık oluyoruz, kimi insanlarıda olmayacağını bile bile hayatımıza alıp olmayacağı görmek istiyoruz. bile bile yaptığımız halde kendimize yakıştıramadığımız için başkalarını suçlu ilan ederek rahatlamaya çalışıyoruz. çünkü her zaman kendimizin farkında değiliz. hayatımızdaki insanlarıda, işleride ya da ne varsa biz seçiyoruz. paraya ihtiyacım olduğu için bu işte çalışıyorum cümlesi benim için pek bir anlam ifade etmiyor. kendinden vaz geçeceğine bazı küçük zevklerinden vaz geçip daha az bir parayla istedeğin işte çalışabilirsin. ama düzenin bize pompaladığı, en iyisine layiksin, en iyi ev ki onun var senin niye olmasın, en iyi araba ki diğerinin var senin neyin eksik, laf kalabalıklarından kendimizi unutup başkaları kadar bile değil başkalarından fazla yaşamaya çalıştığımız için hep yorgunuz. bu benden akılsız hatta geri zekalı ama onun neleri var gibi binlerce durum yaratıp, zekamızla övüneceğimize bir geri zekalı olarak gördüğümüzün yerinde olmaya çalışıyoruz.


seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. aslında hayatın bu araları yazmaktan sıkılıyorum, hiç bir şey yapasım yok ve yapmıyorum da ama içimdeki harfler illaki dışarı çıkmak istiyor bende onları kırmıyorum. harfleride seviyorum ve armağınım olarak kabul ediyorum. seviciyim. sevebilmeyi, sevmeyi seviyorum. gitmeyi, kalmayı seviyorum. bulmayı kaybetmeyi seviyorum. dokunmayı yanmayı seviyorum. tutmayı bırakmayı seviyorum. düşünmeyi yıkılmayı seviyorum. aşkı seviyorum, aşk, seni seviyorum. yapmayacağım şeyleri yapmayı sevmiyorum. hayatın bu araları yapmayacağım şeyleri dünyanın en güzeli, en anlamlısı için yapmaya çalışma cüretkarlığını gösterdiğim için mutsuz ve kayıp olduğumu biliyorum. bir an için bile pişman değilim. iyi ki yapmayacaklarımı, yapamayacaklarımı yapmaya çalışmışım. iyi ki dünyanın en değerlisi için kayıp ve mutsuz olmuşum. son cümlemi yanlış anlamayın, başıma gelecekleri bildiğim halde yapmaya çalışıp yıkıldığım için kayıp ve mutsuzum, dünyanın en değerlisi yüzünden değil. ben de bile bile yaptım ve aynı hatayı içime alamayıp başkalarına kızma yolunu seçip, karanlığıma daldım. nedeni çok basit, yapmayacağım şeyleri yapmaya kalkıştım ki iyi ki güzel ki kalkıştım. çünkü yüreğimin sesini dinledim. olmayacağını, yapamayacağımı bile bile yüreğimin sesini dinledim. iyi ki dinledim, iyi ki kayıp ve mutsuzum. sigara alıp gelmem gerekiyor…


aldım, geldim, yaktım, kahvenin dumanına karıştırdım. aslında uzun zamandır kendime göre kayıbım ama son üç haftadır dibine sarıldım. yapmayacaklarımı yapmaya çalıştım tamam ama bu kadar da karşılıksız kalacağını düşünmemişim ya da tam tersi bildiğimi unutmuşum. tamam yüreğimi dinledim yaptım, hayatımdakilerin hepsini üçüne beşine bakmadan hayatıma aldım ama demek ki bir yerde bir umut bırakmışım. herkesin kendileri kadar olduğunu bildiğim halde bir yerde bir umut bırakmışım. bunun sebebi aşk değil, aşkın tarifi olan dünya güzelim hiç değil. her şeyi bildiğim halde araya bir yere bir umut bırakmam ki umuda gerek yoktur nefes alışlarımda, an içinde her zaman yakalanacak bir güzellik vardır. demek ki aşıkken sadece aşk ına hassas olmuyormuşsun hayata da hassas oluyormuşsun. uzatamayacağım. bu kadar yeter diye yazacağım. anlayanlar zaten bir satırdan paragraflara ulaşır ve anlamayanların zaten adı üstünde…


yorgunum.
geçen gün yazdığım satırların son paragrafıyla bitiriyorum.


artık sıradanım. aşk, sen aşksın. ne ben kimseye özelim ne de bana kimse özel. adım serdar değil koto değil sıradan. aşk, sen aşksın. kimseyi dinlemem, anlamam umut olamam, harf olamam, cümle olamam. kimseyi biriktirecek kadar yerim yok, içim boş. sifonumu çektim herkesi döne döne kendilerine gönderdim. telefonum açıldı, mesajlarım açıldı, çalınca açarım, gelince yazarım, buluşurum, içerim, özele diğere girmeden salakça ve sıradanca konuşup kahkahalarımı atar, masadan kalkar kendime giderim…



18.10.2015

14 Ekim 2015 Çarşamba

dizginliyorum harflerimi…

 












AB

dizginliyorum harflerimi…




bu durumdayken, ruhun bitmiş, paylaşımlarım çürümüş, bedenim içime kaçmış, kendimi hayata kapatmış haldeyken harflerim, kelimelerim, cümlelerim içimde tepiniyor, dışarı çıkmak için duvarlarımı yumrukluyor ve ben kıpırdamadan duruyorum, harflenmiyorum, seslenmiyorum…


içimdekilerin dışarıya çıkış hallerinden korkuyorum, harflerimin sıralanışlarından korkuyorum hatta hala birilerini kırarlar mı diye bile korkuyorum. bu kadar mı kendimden uzaklaşıp başkalarını içime biriktir mişim ? bu kadar mı onları üzmemek adına kendimi işkencecelere terketmişim ? bu kadar mı onları dinleyeceğim, anlayacağım, çözeceğim uğraşı içinde kendi harflerimi biraraya getirmekten çekin mişim ? kendimi kimsenin bilmediği bir hayat köşesinde bırakıp, sen burada uslu uslu otur, ben sana arasıra uğrayacağım demişim ?


zaten dünya kötü, yaşadığımız günler kötünün bile utandığı kadar kötü, sen kalkmış hala kendinin peşindesin haykırışları arasında kendim olmazsam hiç bir bok anlamıyorum, kendime dokunamadan kimseye dokunamıyorum, kendim anlamadan kimseye anlatamıyorum ifadelerenin gölgesinde başkalarının cümlelerini, özlü sözlerini paylaşamıyorum, içim zifiriyken ekranımı karartıp bir köşeden sallayamıyorum, ben kadar paylaşamadıktan sonra yüreğimi kendi ellerimle sıkıp bir köşede saniyesiz kalıyorum…


kim soktu içime bu insan sevgisini ? bu güne kadar dokunduğum binlerce insandan hangisi beni anlayarak karşımda oturdu ya da sadece onları anlamam yeterli miydi ? kendi gözyaşlarını yüreğimin en dibine akıtırken beni neden gözsüz zannettiler ? ihtiyaç halinde yüreğime asılanların neden kendi yürek kolları yoktu ? aynı olayı yüzlerce kez yaşayıp her seferinde yıkılıp karşımda anlatırken ve rahatlarken neden kimse, ulan yine aynı olayı yaşıyorum, aynı şekilde yıkılıyorum ve ne yaşadığımı anlayıp bir daha yaşamayacağıma yine aynı adamın karşısına dikilip anlatıyorum, bu adam da kim ? neyse sorular uzar gider…


şu anda hala harflerim, kelimelerim, cümlelerim içimde tepiniyor, en sert yumruklarını duvarlarımda kanatıyor ve bizi cımbızla seçme diye haykırıyorlar ama her parmağımda cımbız… benden insan olmaz, bu dünyanın tarifiyle benden nefes alan olmaz. hiç bir yerde olmalıyım…


içim dışım savaşından uzun yazamayacağım çünkü yazdıklarım yazabileceklerimin yanında görünmeyecek kadar ufacık ve neyse yazarak durum özetini paylaşacağım.


neyse, fark edenler etmeyenler önemli değil, kapalı olduğum, yürek kepengimi indirdiğim günlerin sonunda vardığım nokta.


artık sıradanım. aşk, sen aşksın. ne ben kimseye özelim ne de bana kimse özel. adım serdar değil koto değil sıradan. aşk, sen aşksın. kimseyi dinlemem, anlamam umut olamam, harf olamam, cümle olamam. kimseyi biriktirecek kadar yerim yok, içim boş. sifonumu çektim herkesi döne döne kendilerine gönderdim. telefonum açıldı, mesajlarım açıldı, çalınca açarım, gelince yazarım, buluşurum, içerim, özele diğere girmeden salakça ve sıradanca konuşup kahkahalarımı atar, masadan kalkar kendime giderim…


görüşürüz…


15.10.2015

30 Eylül 2015 Çarşamba

ne için ?








ksb


misketlerimizi paylaşırdık. en sevdiğimiz kafalığımızı bile dostumuza verirdik. bütün mahallede bir televizyon vardı ve o evde toplanır hep birlikte seyrederdik. uzaklardan bir telefon geldi mi komşumuza, koşa koşa öbür mahalleye gidip heyecanla çağırırdık. gaz lambasının gazını bile paylaşıp karanlık gecelerimizi aydınlatırdık. şimdi aynı apartmanda aynı asansörde yerlere bakıyoruz. aynı ülkede birbirimize tehditler yağdırıyoruz ve birileri insanın mahallesinde, evinin önünde göz göre göre saldırıya uğruyor. yan mahalledeki kızlara bile bacımız diye bakmazken evimizinin önünde oturamıyoruz…


ne için ?


bizi büyüten annelerimiz, ninelerimiz bugün günlerde başın açık başın kapalı kavgasını komşularıyla yapıyorsa ki hepsinin başında kendince örtüsü var ve onların masalları ile büyüdük ki eskiden bir komşunun tenceresinin boş olduğu biliniyorsa her komşu sırayla belli etmeden yemeğe çağırırdı…


ne için ?


dayak yerdik. beğendiğimiz kızın üç abisi varsa sırayla daha iyi dayak yerdik ama en büyük abi gelir anlatırdı. bak şimdi kardeşim, o benim değerli kız kardeşim ve onu korumak zorundayım. yoksa seninle bir ilgisi yok. aslında seni de severim. ama sen de kardeşimde daha küçüksünüz, seninde kız kardeşin olsa anlardın der alnımızdan öper, giderdi. dayağın bile bir anlamı vardı…


ne için ?


kimin evinde video varsa mahallenin bütün abazaları o evde toplanır almancamızı geliştirirdik. bayrak direğimizi gönderde dalgalandıra dalgalandıra sokaklarda dolaşırdık ama yine de 11 yaşında, 12 yaşında kız çocuklarına kardeşimiz hatta evladımız gibi bakardık. onca azgınlığa, doluluğa rağmen erkekden önce insandık…


ne için ?


mahalle takımları kurardık. kıyasıya maçlar yapar, acımasızca tekmeler atar, yenilenle sonuna kadar dalga geçerdik ama saklambaçta kurt olunca bize en çok gol atanı kurtarırdık ki hakkını verirdik. şimdi sevdiğimizi ebe yapıyoruz…


ne için ?


ihtilallerle büyüdük, aynı mahallede hatta aynı evde sağcı olduk solcu olduk, bir çok ölüm, işkence gördük, yüreklerimiz dağlandı. ama doğru ya da yanlış ama yine başkasının oyunu yüzünden birbirimizi kırdık. dünyaca kendi taraftarlarınca kabül görmüş ideolojiler için anlamsız ve derin ölümler, kayıplar yaşadık. bugün sadece bir nefes alanın hırsı uğruna bunlar olabiliyorsa, ne ideoloji, ne sağ ne sol, ne de güzel bir dünya hayali için değil sadece bir nefes alan faninin hırsı için bunlar yaşanıyorsa biz insanlığımızı, aklımızı, yüreğimizi ne zaman kaybettik ?




işte sevgili metinim, gül yüzlüm güleç bakışlım, az görüp, çok az paylaşıp yüreğim de müstesna bir duyguya sahip olan yürek güzelim, sana göz yaşlarıyla satırlar doğuracağıma sensiz böyle bir sabaha uyanıp, dellenip kimsenin okumayacağı satırlar yazmak zorunda kaldığım bir dünyadayım…

seni seviyorum…


01.10.2015

24 Eylül 2015 Perşembe

iyi bayramlar...













bir kadın sevdim...


ama önce insanlığını sevdim. kendi insanlığımdan utandım. yüreğinde biriktirdiği iyiliklere inanamadım, unutmuştum.
çocuk bayramında ilk defa gördüm, ilk defa çocuk heyecanındaki elini tuttum, merhaba dedim. artık eskisi gibi sığ olmayacak hayatıma 23 nisanda merhaba dedim. mesafeliydi ama gözleri yakındı. kelimeleri doğru zamanı bekliyordu ama cümleleri konuşkandı. hata yapmamalıydı ama sonuna kadar da yaşamalıydı. hiç düşünmeden tanımadığım bir gündüzü gece sonrasına taşıdım. gülmesi belki zordu ama güldümü gerçekten gülüyordu, güldürüyordu. dışı kapalıydı ama içi bir o kadar samimiydi. sevdiğim bir dostumun hayat armağınıydı...

istanbul sabahından istanbul rakısına kadar çok keyifli bir sonsuzluk paylaştık. laz taksici abi ile evine bıraktım. kahve içmeye çıkmadım. zamanı ona bıraktım, aramadım. sığlığıma çekildim, tık nefesimi almaya devam ettim. nasılsa arar diye düşünmedim, çünkü hiç bir şey düşünmüyor, hiçlİiğimde yaşıyordum. aradı, çok yoruldum bu akşam bir programın var mı dedi, yoktu. çok uzaklardan gelmiştik, deniz kokusunda buluştuk. ben konuşmam derdi ama en az rakı kadar konuştuk. kalktık. tekne direklerinin gece gölgesinde hiç beklenmedik bir anda belki de en doğru anda dudaklarımız kucaklaştı, imkansızdı. o kendi hayatında mutluydu, hiç kimseye hele bir erkeğe ihtiyacı yoktu. ben kendi hayatımı dibinin en dibine kadar yaşamış, köşeme çekilmiş, doymuş, bıkmış ve en az yalnızlığım kadar kalabalıktım. güneşi birlikte doğurduk ama şaşkındık. ne yaptığını bilen ama ne yapacağını bilemeyen ruh halindeydik. konuştuk ama konuşmadık. ikimizde kendi alanlarında rahattık ve bambaşka bir alana girmeye yerimiz yoktu. ama yüreklerimiz çarpışmıştı. aklımız başımızda değil yüreğimizdeydi ama biz daha bilsekte bilmiyorduk. çıktım, o güvenli alanında kaldı. çok sürmedi, sokakta buluştuk. artık eskisi gibi değildi hem de hiç ama hiç değildi...

en uçlardan yürek içine düştük. bir erkeğe bir kadına ihtiyacımız yokken içiçe düştük. gerek var mıydı, huzurunu riske etmeye gerek var mıydı ? aşktı. daha bilmesekte aşktı. ve dere yatağına yapIımış hayatı yıkar geçerdi. aşktan, ilişkiden vazgeçeli çok ama daha çok yıl olmuştu. her boku yaşayıp, hayatı katlayıp bir kenara koymuştum. İlişkiyi bırak el bile tutmak istemiyordum. ama teslim oldum, aşka teslim oldum, sadece onun oldum. o kadar güzeldi ki, o kadar değerliydi ki hiç kimse başka bir şey yapamazdı...

ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk ama yüreğimizden girip yüreğimizden çıkıyordu, devam ediyorduk. iki yürek bir olunca dünyanın seyran olmayacağını biliyorduk ama duramıyorduk. birbirimize en kıracağını bildiğimiz sözleri bir nefes kadar kolay söyleyip yine sarılıyorduk. hadi ben her zaman aşk nefes aldımı yüreğimi dinlerdim ama o da güçlü duruşunun, kararlığının yanında o da duramıyordu, duramıyorduk. ne yaşarsak yaşayalım, ne yaşayamazsak yaşayamayalım birbirimizden gidemiyorduk, aşıktık.

ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk. her söylediğimizden sonra daha da aşık oluyorduk. doğrular ile yaşayan dünya güzelini bile olmayacak hayallere inandıracak kadar da kötüydüm. bir çok detay yazabilirim. neden bu kadar uzak olduğumuzu anlatacak ama yazmayacağım. sevdim. delileri kıskandıracak kadar aşık oldum. sadece onun için nefes alıp sadece bu insafsız hayatta onun için yaşayacağımı anladım, yüreğime kazıdım ama ben kadar olduğum için en sevdiğim insanı, en sevdiğim kadını, en sevdiğim çocuğumu mutlu edemedim. mutlu edemediğimi bile bile gidemedim. en değer verdiğim insanı üze üze yanında kaldım. hem kendimi hem de sevdiceğimi kördüğümlerde yaşattım.

ama seviyordum. şiirler yazıyordum. onun yanında sabaha merhaba demek için yaşıyordum. iyi bok yiyordum. en değerlimi mutlu bile edemiyordum. kotoydum. yaşadığım yarım asırım vardı. herkesi düşünürdüm ama en sevdiğimi mutsuz edecek kadar da öküzdüm. ikimizde olmayacağını biliyorduk ve sürekli birbirimize söylüyorduk ama gidemiyorduk. aşıkken sevdiceğimi mutsuz ettiğimde eninde sonunda giderdim, benim için sadece kadın değildi, en değerli insanımdı. onun için, en değerlimi mutsuz etmemek adına delliler ötesi aşıkken bile en sevdiğim insanı mutsuz etmemek anlamına yüreğimi kıçıma alarak giderdim. senden gidemedim. gitmeye çalıştım, gölgen kadar uzaklaştığımda bile sensizlikte kavruldum. gitmeliydim. en sevdiğimi mutsuz etmeye hakkım yoktu. ama kaldım...


onun için kendi adıma imkansız olan ama onun gözünden hiç bir şey olmayan bir çok eylem denedim, olmadı. hayat bana yalnız olmalısın cümlesini bir kere kurmuştu. en sevdiğimi üze üze devam ettim. bencildim. yürek benciliydim...


sevdiğimin hayalleri vardı ve hepsini birlikte yaşatabilmek umuduyla yarım asırdır biriktirdiklerimin kapılarını çaldım. aşığım, delileri kıskandıracak kadar aşığım. sevdiceğimle yeni bir hayata başlayıp sonsuzu kıskandıracak kadar onunla olmak istiyorum, ona, bize yaşamak istiyorum dedim. işte bunu yapıyorum, mutlaka başkasına yaptırıyorsunuzdur ama benden de fiyat alın, uygunsa yaptırın ki sevdiceğimi mutlu edebileyim dedim ama olmadı. fiyat alınma aşamasına bile gelemedim. kotoydum, güya çok seviliyordum, herkese koşuyordum, kötü gün dostuydum ama mutlu olma ihtimalimin bile dostu olmadığını gördüm. salak olduğum için yıkıldım. yıkıldığım için en değerlimi daha da mutsuz etmeye başladım. biriktirdiklerime üzülüp sevdiceğimi üzmeye devam ettim. yarım asırımın hiç olduğunu yalnızken biliyordum ama beni rahatsız etmiyordu. herkesin kendi sorunu kadar hayatımda olduğunu biliyordum ama dert etmiyordum. ben bu kadardım ve bu hayatı ben seçmiştim. nesli tükenen hayvanı rakı ile beslemeyi sevdiklerini biliyordum. kapım çalınır, dert anlatılır, nefes alınır, rakılar masaya vurulur ve gidilirdi. umrumda değildi. insandım, insanlar için yaşıyordum. verenaydım. bir gün bir şey istemek zorunda kalacağım aklıma gelmiyordu. hiç bir paylaşımımı para ile ilişkilendirmedim. çünkü babamın yaşadıkları nedeniyle bir hayat kararı almıştım. sadece kendime sahip olarak kendim kadar yaşamak yeterliydi. onun içinde koto olarak yaşamak yetiyordu. bilemedim bir gün aşık olup, sevdiğim değerli insanımı mutlu etmek için, birlikte mutlu bir hayat yaşamak için bir şeyler istemek zorunda kalacağımı ve hiç olarak yalnızlığım kadar kalabalık yaşadığım hayatımın bana bir merhaba bile demeyi çok gördüğü için yıkılalacağımı...


iyi bayramlar...


KAPALIYIM.

16 Eylül 2015 Çarşamba

çok yaşadım




















çok yaşadım.




bu hayatın fazlası oldum.


hayatta ne varsa gereğinden fazlasını yaşadım.
gereğinden fazla insan oldum. gereğinden fazla aşık oldum. gereğinden fazla dost oldum. gereğinden fazla dokundum. gereğinden fazla dinledim. gereğinden fazla anladım. gereğinden fazla gittim. gereğinden fazla bekledim. gereğinden fazla inandım. gereğinden fazla uzlaştım. gereğinden fazla bildim. gereğinden fazla düşündüm. gereğinden fazla dokundum.


gerek kim ki ?


bu hayatın azı olamadım.


hayatta ne varsa dibine kadar yaşadım.
sevildiğim kadar sevemedim. anlaşıldığım kadar anlamadım. dokunulduğum kadar dokunamadım. dinlendiğim kadar dinleyemedim. gelindiğim kadar gidemedim. beklendiğim kadar beklemedim. inanıldığım kadar inanamadım. bildikleri kadar bilemedim. düşündükleri kadar düşünümedim. dokunulduğum kadar dokunamadım.


gereksiz kim ki ?


çok yaşadım.


aşkı çok yaşadım. dost sevgililiği çok yaşadım. dostluğu çok yaşadım. bu hayatta ne yaptıysam aşırı doz yaşadım. fazla geldim. hiç bir zaman anlaşılamadım. sıradanın uzağına uzaklara uzak geldim. herkes gerekeni bilirken, yaşarken, gerekmeyenin de varolduğunu var ettim ama fazla geldim. sınırları içinde yaşayanlara önce hoş geldim, sonra karıştırdım, kendimden uzaklaştım ı hissettirdim ama kendileri değil başkalarıydılar.


kim kendisi ki ?



ben kimdim ki...


herkesin her konuda başkasının koyduğu bir limiti vardı. ben utanmadan limitsizdim. limitsiz dinledim. limitsiz anladım. limitsiz dokundum. limitsiz seviştim. limitsiz yürektim. teslim olmak ayıptı, acizlikti. ne aşka ne bir insana teslim olmak kendin olmamaktı. hiç kimsenin kendisi olmadığı bu düzenler yuvarlığında herkes teslim olmamaya yemin etmişti. halbuki teslim bayrağının rengi bile beyazdı. teslim olmak kaybetmek değildi, ilk defa çırılçıplak sevebilmekti.


kim çıplak ki ?



ben kimdim ki...


sadece rakı içen, her hayat sarhoş, her daim alkolik, hiç bir apoletini olmayan, düzene uyamayan ya da kendini düzdürmeyen, para kazanmadan nefes alabilen ama kimine göre jigolo kimine göre yancı olan, geleceği olmadan bugünü yaşayabilen, arabası olmadan yürüyebilen, mevkisi olmadan mevkisi olanlar tarafından mevkisi olan yalnızken kapışılan, parayı seven kadınlar tarafından bile bir gece de olsa parasızlığının keyfini yaşamak için görülebilen, unutulmuş bakışlara bir an bakılıp kendi imkansız hayatlarına dönülebilen, hayatın karşısında kral olup benim karşımda zayıflıklarını yaşayıp kralllıklarına geri dönülebilen, aslında ben ben değilim, yaşamak istediğim hayat bu değil diye sabahlara kadar konuşulup sabah kalmadığı yerden başlanabilen, her deliği kapatan birseksendört küçüklüğünde bir tapaydım, sadece kocaman vücutlarda bütün vücudun akıp gideceği küçücük bir delik açıldığında ona denk gelen bir tapaydım.


sıkıldım...


16.09.2015