23 Eylül 2013 Pazartesi

Boşluktayım.


Derin mavinin dibinde karanlık bir noktayım. Daha derinlere, kendime doğru düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın mengenesinde duruyorum.
Yüreğimde mengene izleri kendime doğru düşüyorum. Bir sigara yakıyorum, ruhumdaki deliklerden üflüyorum. Derinlere, yalnızlığın kendine dokunduğu lacivertlere düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın idamlarında sallanıyorum. Ben kendim kadar, insanlar kendileri kadar, hayat geldiği kadar mantramı unuttuğumu hatırlıyorum. En dip derin karanlığa düşüp, kendime dokunup, yeniden kendim kadar nefes almanın yalnız ve inatçı mumluğuna düşüyorum…





Kendin kadarını sevemeyenlerin bahçesinde yabani otlar gibi yakılıyorum. Yeniden çiçek açıp, bahçenin düzenine yakışmam için sulanıyorum. Bahçedeki kalabalığa benzeyip, çitlerle çevrilmiş güvenli alanda gerekenleri yapıp, çiçekliğini ziyaretçilere sunup, düzenin içinde bÜyüyüp, bahçenin düzeninde önemli bİr yerde kendini sergİlemenin heyecanlarına zerk ediliyorum…

Boşluktayım ama kendi boşluğumdayım. YalnIzım ama kendi yalnızlığımdayım. Hiçlikteyim ama kendi hiçliğimdeyim. Yanıyorum ama ateşi kendim yakıyorum. Yokluktayım ama kendi yokluğumu kendim yaratıyorum. Düşlerdeyim ama kendİ düşümü kendim çiziyorum. Düşüyorum ama kendimi itiyorum. Düzen içindeki halim idama mahkum oluyor ama kalemi kendim kırıyorum. Topluma dokunmuyorum ama kendime delİler gibi dokunuyorum.Tensiz yürüyorum ama derimi kendim yüzüp tavanarasına katlıyorum. Yüreksiz dolaşıyorum ama yüreğimi kendim söküp çekmecesine kilitliyorum.





Kendine yakıştırıp sevdiklerine yakıştıramayanlardayım. Rodin gibi taşın fazlasını alanlardayım. Düzenin içindeki rengi farkedip karaya boyayanlardayım. Gerçeğe dokunmayı unutup, yaılnızlığı taç yapıp,
tanımadığı bir dünya yaratıp heyecanlı mutluluklar sunan sanallardayım.
Kendini bir köşede bırakıp, başkaları kadar yaşayan, başkalarının gittiği yerlere kadar giden, başkalarına yetişip kendinin yanından geçenlerdeyim. Otomatik mesajlardayım…






İki yalnızın, yalnızlar meyhanesinde oturup, hesabı ödeyip, sokağa çıktığında birisinin kolunda sevdiği diğerinin kolunda yalnızlığı olan hikayenin neresindeyim ? Kim kadar yaşayınca kim kadar ölenlerin cenazesinde miyim ? Bir harfi çok görenlerin cümlesinde miyim ?
Yazarların gerçek işlerinde miyim ? Bir arabanın yüz kilomeye ulaştığı saniyede miyim ? Otomatik mesajların, tanımadıklara kurulan cümlelerin,
şarkılı günaydınların yazılmamış kelİmelerinde miyim ? Bir görünüp bir görünmeyen bedenimin kanepeye bıraktığı silik izlerin bir telefonla silinip uçarak uzaklaştığı gecelerde miyim ? İskelede unutulan kara bir çanta mıyım ? Kiralık kasaların ortasında satılık olan mıyım ? Bir yıl ömrü kalan kelebek miyim ? Kendine yakıştırıp sevdiklerine yakıştırılamayan takım elbiselerde miyim ?..



Boşluktayım.




Derin mavinin dibinde karanlık bir noktayım. Daha derinlere, kendime doğru düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın mengenesinde duruyorum.
Yüreğimde mengene izleri kendime doğru düşüyorum. Bir sigara yakıyorum, ruhumdaki deliklerden üflüyorum. Derinlere, yalnızlığın kendine dokunduğu lacivertlere düşüyorum. Kendinden uzaklaşmanın idamlarında sallanıyorum. Ben kendim kadar, insanlar kendileri kadar, hayat geldiği kadar mantramı unuttuğumu hatırlıyorum. En dip derin karanlığa düşüp, kendime dokunup, yeniden kendim kadar nefes almanın yalnız ve inatçı mumluğuna düşüyorum…





Sevdiğinizi sever misiniz ? O bir adım attığında siz de atar mısınız yoksa kendinize bir adım çekilİp yeni bir adım atmasını mı beklersiniz ? Kendinizden bir kaç gram keser misiniz ?  Büyüttüğünüz yalnızlığınızın arasIna sevdİğinizi sıkıştırır mısInız ? Renkli kalpler dünyasındaki mutluluğa bir saniyede konup, heyecanlı mutlulukların keyfini cenazede yaşayıp, işte hayat budur, ne tenin ne kokun, ne bakışın ne de yüreğin renkli kalplerin yanına bile yaklaşamaz uzaklığında mıyız ?





Budur.
Hayat budur. Rakamların arasında harflerin görünmediği, deli aşkların güvenli geleceklerin ipinde boğulduğu, bir güzel cümle kurmak için kalabalIğın gerektİği, yüreğinde yazanın değilde kartviziitinde yazanın muteber olduğu, sevgisini gösterebilmen için yıllar gerektiği ama anında sevilmek istendiği bir hayatın tam ortasına sıçıp, sİfonu çekip, kendine dokunup, katlanma katsayına rakılar ekleyip, bir bakışı, bir dokunuşu, bir satırı anlamayanların çitlerinden atlayıp, yalnIzlığa düşüp, kendinle sevişip, kendine şiirler yazıp, başkalarıyla sevişİp kendinle uyanıp, Istanbul erkeği olup düzenli, hatasız, önemli, edeplİi nefeslerden uzak durup, ahlaksız ama gerçekten ohhh diyen gecelerde dolaşıp, derinine dokunabİlen sabahlarda uyanıp, biriktİrdİklerinin reposunu bozamayanlardan kredi almayıp bir sigara yakacaksın, insanları mutluluk oyunlarında bırakacaksın ve kendi güzelliğinin farkında olacaksın, unutturmaya çalışanların tam ortasında…






Aynada gördüğünü tanıyor musun ?



23.09.2013

Hiç yorum yok: